Güzel Sanatlar

XIII. yüzyılda Anadolu'daki Selçuklu çini sanatı çok büyük bir gelişme göstermiş ve kendine has bir desen dünyası yaratmıştır. Zikredilen yüzyılın ikinci yarısından sonra çini süslemede bitkisel motiflerin hâkimiyeti natüralist uslubun habercisi olmuştur. Anadolu'da iç ve dış mimaride çini süsleme kullanılmış bunun örneklerine şifâhâne, medrese, türbe, kümbet, câmi ve mescidlerde rastlanmış, böylece bu sanatın gelişmesi sağlanmıştır. Türkiye Selçuklular'ın başkenti Konya çeşitli tekniklerin kullanıldığı bir çini merkezi olmuş ve bütün Selçuklu devri çini sanatını şekillendirmiştir. Selçuklular İslâm medeniyetine uymakla kalmamışlar, kendi şahsiyet ve zevklerinden bu medeniyete büyük ölçüde katkıda bulunarak, kendi sanat görüşlerini de ortaya koymuşlardı. İdareleri altında bulunan Çin sınırlarından İstanbul Boğazı, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına, Mısır, Yemen ve Hind hududlarına kadar olan ülkelerde câmi, medrese, türbe (kümbet), hastahâne, kervansaray, kale ve köprü gibi bir çok mimârî eserler meydana getirmişler, kökleri eski yurtlarındaki yapılara giden tipleri buralarda da geliştirmişler ve İslâm dünyasına yeni yapı tipleri hediye etmişlerdir. İran, Türkistan ve Irak'daki büyük câmilerde bu yenilikler tatbik edilmiş ve Selçuklular İslâm dünyasındaki câmilere abidevî bir manzara kazandırmışlardı. Selçuklular'dan zamanımıza kadar örnek olarak; Isfahan Mescid-i Cuma, Gülpayegân Câmii, Kazvîn'deki Mescid-i Cuma ve Ardistan'daki Mescid-i Cuma gibi camiler kalmıştır.

Diğer bir yapı tipi de dinî bir öğretim yeri olan medresedir. Nişâbûr, Bağdad ve Tus medreseleri bu yapı şeklinin ilk örnekleridir. Mimârî bakımdan medresenin şekli tespit edilmiş, orta avlulu ve dört eyvanlı planın kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu yapı tipinde avlunun dört bir tarafında eyvân bulunmakta, avluyu kemerli revaklar çevirmekteydi. Bu suretle dört eyvanlı câmi ve medrese planının Selçuklular'ın idaresindeki bölgelerde uygulandığı görülmektedir. Son zamanlarda yapılan arkeolojik arastırmalar neticesi dört eyvanlı planın saray ve kervansaraylarda da uygulandığı meydana çıkmıştır. Selçuklular'ın İslâm dünyasına getirdikleri yeni yapı şekillerinden biri de; şekil itibarıyla Türk çadırları ("otağları"nı andıran tuğladan yapılmış ve adına "Kümbet" denilen türbelerdir. Bunları genel olarak dört köşeli, çok köşeli veya yuvarlak biçimde olmak üzere üçe ayırmak mümkündür. Selçuklular devrinde İslâm dünyasında bir çok türbe yapılmıştır. Bu devreden kalan örneklerin başında, dünya mimârisinin sayılı şahaserleri arasında yer alan, Sultan Sencer (öl. 1157)'in Merv şehrindeki türbesi gelir. Yeni tip ince silindirik minareler de İslâm dünyasına Türk mimârisinin bir hediyesidir.

Kirmân Selçukluları daha ilk melikleri Kavurd zamanından (1048-1073) itibaren imâr faaliyetlerine başlamışlardı. Nitekim onun yaptırdığı karakol kalelerinden "minare" biri bugün de mevcudiyetini muhafaza etmektedir. Selçuklular devrinde Kirmân'da şehircilik yönünden de bir gelişme görülmüş, şehirler "şehristân" denilen kısımdan dışarı taşarak yeni mahalleler ve yerleşme merkezleri kurulmuştur. Melik I. Turan-şâh'ın şaptırdığı "Mescid-i Melik" adıyla meşhur olup, bugün Kirmân gölgesinin en eski câmiidir. O devreden kalan bir eser de Atabey Bozkuş'un yaptırdığı ve "Hâce Atabey" adı ile meşhur türbedir. Selçuklu devrinde yapılmış ve bugün var olan bazı eserlerden; Berdisîr'deki Mescid-i Bâzâr-ı şâh, Zerend'deki Selçuklu minaresini, Kirmân şehrine takriben 70 km. mesafedeki Nigâr köyündeki Selçuklu kalesini ve hamamı zikredilebilir. Ayrıca kaynaklarda Selçuklular'ın Kirmân'da bir çok imâr faaliyetlerinde bulunduğu kaydedilmiştir.

Devamı var

İleri