Sayıları 45e varan çeşitli dil ve soydan olan bu kavimler eski Türk devlet sistemine göre yalnız siyasi bir birlik teşkil etmekte, yabancı kavim veya zümreler ancak reisleri, şefleri veya kralları vasıtası ile imparatorluğa bağlı bulunmakta idi. İmparatorlukta sükunet hakimdi. 442 yılında Hun orduları başkumandanı (Genel Kurmay Başkanı) Onegesius (Onügez) ile Attilanın büyük oğlu İlek tarafından bastırılan Agaçeri isyanı dışında bu sükunet bozulmamıştı. Halbuki Roma İmparatorluğunda, Kavimler Göçü dolayısıyla hareket halinde olan kavimlerin bulundukları yerlerde ve geçiş yolları üzerinde geniş ölçüde tahribat yapması, yerli halkın mahsulatının zorla ellerinden alınması vb. yüzünden patlak veren ve genişleyen köylü isyanları (Bagaudalar) nizam ve asayişi iyice sarsmış, buna karşı Roma Patricius Aetius vasıtası ile, bir kere daha Hunlara müracaat zorunda kalmıştı. İki yıl kadar süren mücadele sonunda Attilanın gönderdiği Hun müfrezeleri yardımı ile isyancı elebaşılar Aetius tarafından ortadan kaldırıldı ise de (436), bu defa da Kral Gundikar idaresinde Belçika bölgesine saldıran Burgondlarla savaşmağa mecbur olundu.
Bilhassa Necker nehri boyunca ceryan eden bu muharebelerde Hun ordusuna batı kanadı kralı Oktar kumanda ediyordu ki, rivayete göre, 20 bin Burgond savaşçısının öldüğü bu Hun-Burgond mücadelesi Almanların meşhur Nibelungen destanlarına mevzu teşkil etmiştir. Bütün Germanianın zaptının tamamlayan bu savaşlar neticesinde 436yı takip eden yıllarda şu kavimlerin de Türk idaresine alındığı anlaşılmaktadır: Franklar, Türingler, Longobardlar. Hun hakimiyetinin Okyanus adalarına, yani Kuzey Denizi ve Manş kıyılarına ulaştığı, hadiseler çağdaş tarihçi Priskos tarafından kaydedilmiştir.