Felsefe ve İlim
İslâm-Türk dünyasında hekimlik konusunda şüphesiz İbn Sinâ birinci plânda yer alır. Kendisi Batı ilim âleminde "Tababetin hükümdarı" diye anılır. Bîrûnî'nin Kitab'üs-Saydele'si de ilaçlara ve şifalı otlara tahsis edilmiştir.
Eskiden İslâm dünyasında coğrafya, daha ziyâde, bir gözlem bilgisi durumunda iken, bunun ilim hâline sokulması Türk-İslâm çağında olmuştur. El Bîrûnî Sultan Mahmûd ile birlikte gittiği Hindistan'ın tarihini, coğrafyasını, örf ve âdetlerini tesbit ettiği Tahkik ma li'l-Hint adlı eserinde bu kıtanın coğrafyasına dair geniş bilgi vermiş, hattâ İndus vâdisinin aluviyonla dolan eski bir deniz kalıntısı olduğunu söylemiştir. Tahdid'ül-Emâkin'inde ise Hindistan, Afganistan ve Harezm hakkındaki jeolojik tesbitlerini kaydetmiştir.
Filoloji bahsinde Arap dilinin en iyi sözlüklerinden biri kabul edilen Es-Sihah fîl-luga veya Sihah-i Cevheri adlı eserin yazarı İsmail Cevheri (ölm. 1002), kaynakların bildirdiği üzere, Fârâb'lı bir Türk'tü. Bu devirde bir çok tarih kitabı yazılmıştı. Fakat bunlardan çoğu maalesef bize kadar gelmemiştir.
Kara-Hanlı ülkesinde Türkçe manzum olarak yazılan Kutadgu-Bilig, Türk devlet düşüncesi, kanun anlayışı, hâkimiyet telâkkisi ve siyaset görüşü bakımlarından şüphesiz bir şahaserdir. Bu kitap Balasagunlu Has Hâcib Yusuf tarafından Kasgar'da 1070'e doğru, Uygur harfleri ile yazılmış ve Buğra Han (Ebu Ali Hasan)'a takdim olunmuştur. Uygur harfleri ile türkçe manzum diğer bir kitap da Yüknek' Ahmed adında bir Türk'ün, Emîr-i Dâd (Adliye Bakanı) Muhammed Bey namına hazırladığı, Atabet'ül-Hakayik'dir. Zaman itibarı ile Kutadgu Bilig'den biraz sonra yazılan ve daha ziyade bir nasihat-nâme olan bu eserde islâmî tesirin hayli koyulaştığı görülmektedir. Batı Kara-Hanlı hükümdarlarından II. Mes'ûd (ölm. 1178) adına da Agrâz'üs-Siyase fî İlm-il-Riyase adlı bir siyaset-ahlâk kitabı yazılmıştır.
İslâm dünyasında öğretim ve eğitim bakımından Selçuklu İmparatorluğu çağının bir dönüm noktası olduğu bilinir. Daha önceleri dağınık ve hususî şekilde yapılan öğretim ilk defa Sultan Alp Arslan zamanında programa bağlanmış ve devlet himayesi altına alınmıştır. Selçuklu devletini bu ciddî kültür faaliyetine sevkeden sebeplerin başında, ana siyaset icabı, şiîlik ve diğer rafîzî düşüncelerle mücadele geliyordu.
Başlangıçta fakihler ve bilginler için tahsisat ayırmak, zâhidler için imaretler açmak yolu ile devlete bağlı mânevî kuvvet cephesi meydana getirmeğe çalışılırken, büyük ilim ocakları medreselerin kurulması ile imparatorluk ölçüsünde kadrolanan öğretim düzenine girildi. Böylece tanınmış ilim ve fikir adamlarını sinesinde toplayan, maaşlı müderrisleri (profesörleri), aylık ve erzak tahsisatı alan öğrencileri ile meccanî öğretim yapan, ders programları tesbit edilmiş ve zengin kütüphaneler ile donatılmış en yüksek öğretim müessesesi olarak medrese islâm dünyasında Sultan Alp Arslan tarafından kuruldu(1066).
Devamı Var
İleri