Türklük ve Tatarlık: Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı

Daha sonraki tarihlerde Giraylar, daima Ulug Hanlığı elde etmek için büyük çaba harcadılar. Bu durum onları Moskova ile karşı karşıya getirdi. IV. Ivan sahip Giray'ın katlini fırsat bilerek, 1552'de Kazan'ı ve 2 yıl sonra da Astrahan'ı alarak İtil havzasında Ulsug Hanların yerine geçti. Böylece, Doğu Avrupa'da Moskof İmparatorluğu kurulmuş oldu. Sahip Giray'ın büyüme politikasına karşı olan Osmanlılar, onu bu doğrultuda desteklemediler. Fakat öbür taraftan Kırım Hanlığının da Kazan Hanlığı gibi Moskova egemenliği altına düşmesini önleyen esas kuvvet Osmanlı Devleti olmuştur. Kırım Hanlığı, 300 yıl daha varlığını Osmanlı himayesi sayesinde sürdürebilmiştir. Öbür yandan Kırım Hanlığının Osmanlı Devletine tabiiyeti İstanbul için son derece önemli sonuçlar vermiştir. Osmanlı Devletinin Karadeniz'de Rus emellerine karşı direnmesi, Karadeniz'in 400 yıl bir Osmanlı gölü olarak kalması, başlıca Kırım Hanlığı sayesinde olmuştur. Rus çarı, 1696'da Azak kalesini alarak Karadeniz'e inmiş ve ancak 1783'de Kırım'ı ve Karadeniz kuzey bölgelerini tamamiyle kendi egemenliği altına sokabilmiştir. Bu uzun direniş dolayısıyla Kırım Hanlığı Osmanlılar tarafından minnetle anılmıştır. Evliya Çelebi 1670'lerde Kırım Hanlığını Rus istilasına karşı bir Seddi-i Sedid diye anar.

Kırım Hanlığı ile Osmanlı İmparatorluğunun kader birliği burada da kalmamıştır. Osmanlı, Avrupa'da ve İran'da Kırım kuvvetleri hayati bir rol üstlenmiş, Akıncı ve Pişdar Ordusu rolünü oynamıştır. Osmanlı Hükümeti, Kırım kuvvetlerini bu cephelere çekmek için bazı fedakarlıklarda bulunmaya, bu arada Kırım ordusuna dağıtılmak üzere önemli miktarda para göndermeye mecbur oluyordu. Ancak Kırım kabile aristokrasisi, bu uzak seferlere katılmakta zaman zaman direnç göstermiştir. Çünkü Kırım kuvvetleri bu uzak memleketlere gidince Kırım Yurdu Kazak ve Rus saldırılarına açık kalmakta idi. Kırım mirzalarının zaman zaman isyanları bu yüzden ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamda 1683 II. Viyana seferi ve onu izleyen yıllarda geçen olayların gerçek yüzünü aydınlatmak gerekir. Bugün memleketimizde mektep kitaplarına kadar yansıyan ve Kırımlılar hakkında yanlış ve haksız bir görüşe neden olan durumu ele alacağız. İddiaya göre, 1683'de Viyana seferinde Osmanlı Ordusuna katılan Murad Giray Han, Viyana'dan ileride nehir üzerinde Alman-Avusturya ordusunu durdurmak görevini üstlenmişti. Onun bu ordu karşısında çekildiği ve böylece Viyana bozgununa sebep olduğu iddia edilmiştir. Silahdar Tarihi'nde Mehmed Giray tarihinin sağladıkları bilgiler ışığında gerçek farklıdır. Çok güçlü ateşli silahlarla donanmış büyük Alman ordusu karşısında birşey yapamayacağını gören Han, Kara Mustafa'dan acil yardım istemiş, başkumandan Kara Mustafa Paşa, Viyana önünde otağında bu isteği hakaret dolu sözlerle reddetmiştir. Kara Mustafa öbür kumandanlardan hiçbirinin fikrini kabul etmeyen, onlara hakaret eden gururlu bir kişiliğe sahiptir. Kısacası, kumanda heyetinde uyum yoktu. Genellikle bozgunun başlıca sebeplerinden biri buydu. Kara Mustafa bozgunu başkası üzerine atmak için ihtiyar Budin paşasını idam etmiş ve Murad Giray'ı azletmişti. Yazık ki, onun iddiası bugüne kadar bir gerçek gibi tekrar edilegelmiştir.

Bozgun'dan sonra 1683-1693 yıllarında Kırım Hanlığı, özellikle Hacı Selim Giray Han idaresinde, Osmanlılarla tam bir kader birliği yapmıştır. Selim Giray Han 1688 Kaçanik zaferiyle Osmanlı Rumelisinin ve imparatorluğun kurtarıcısı olarak padişah tebrik olunacak ve sultan bundan sonra vezirazamlar seferde onun reyiyle hareket etmelerine emredecektir. Hacı Selim Giray, 1704 tarihine kadar 4 defa Hanlık tahtına gelerek, bu tehlikeli savaş yıllarında anarşi ortamında İmparatorluğun gerçek kurtarıcısı olmuştur. Osmanlı arşivindeki name-i hümayunlar bu gerçeği açık biçimde ifade etmektedir. 16 yıl süren bu savaşlarda Rusya ve Lehistan'a karşı kuzey cephesi tamamıyle Kırım ordusunun başarılı direnci sayesinde korunmuş, bu kuvvetler Kırım'ı istilaya gelen Çar Petro'nun ordularını ve Boğdan'ı istilaya çalışan Leh kuvvetlerini her defasında püskürtmüşlerdir.

Bununla beraber Kırımlılar İstanbul'dan ısrarla istedikleri gerekli yardımı alamadıkları için Azak kalesi 1696'da Rusların eline düşmüş ve bu suretle Rusya ilk defa Karadeniz'e ayak basmış, İstanbul tehdit altına girmiştir. Kırım Hanlığı herhalde Türkiye'nin kuzeye karşı yüzyıllarca bir kalkanı olmuştur. 1944'de Stalin'in korkunç sürgün emri işte bu seddi tamamiyle ortadan kaldırmak için yapılmış bir hareketti.

Son

Menüye Dön