Dargin (Dargi)ler
Avul denen dağ köyleri genellikle gözden ırak vadilerde ve dağ yamaçlarında kurulmuş olup, buralarda üzüm bağları, meyve ağaçları, mısır ve diğer bitkiler yetiştirilmekte ve bunlara muazzam bir itina gösterilmektedir. Dağlık ve çorak bir arazide, teras çalışmaları ve sulama kanallarıyla meydana getirilen bu bahçeler başka yerlerden gelenlerin büyük hayranlığını kazanır. Birçok kayalık tepelerin zirvesinde işlenmiş topraklara rastlanır. Çok yorucu bir tırmanıştan sonra ulaşılan buralardaki toprak, avuç avuç insan emeği ile taşınmıştır. Bazıları fevkalâde küçük olan bu tarlalardan birkaç metrekare olanları bile vardır. Doğu ve batı her iki istikamette yapılan göç yolları üzerinde bulunan Dağıstan dağlık, engebeli ve aşılması güç yapısıyla çok farklı ve çeşitli kavimlerin buralarda yerleşip vatan edinmelerine zemin teşkil etmiş, fakat onlara pek parlak bir ekonomik hayat sunamamıştır. Hayat ve ulaşım şartlarının zorluğu bu bölge insanının yapısına da tesir etmiş ve bu bölge, tarihin büyük cengaver ve kahramanlarının yetiştiği yer olmuştur. Büyük sporcuların, özellikle dünyaca ünlü güreşcilerin buradan yetişmekte oluşu bir tesadüf değil, bu tabiat ve iklim şartlarının bir eseri olsa gerektir.
Dağıstan, tarihin ilk dönemlerinden itibaren, ekonomik faaliyetlere diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi, göçebelik ve hayvancılıkla başlamış; sonra tarımın ağırlık kazanmasıyla, zaman içinde tarım ürünleri çeşitlilik kazanmıştır.Dağıstan dağlarında toprağın kıt olması ona verilen değeri arttırmıştır. Bir miktar toprağı olmayan Dağlı, kendisini hiçbir şeye sahip olmayan bir insan olarak görüyordu. Kıt olması sebebiyle dağlarda açık kayalık ve uçurumlar dışında ekilmemiş toprak görmek mümkün değildi. Taşlardan temizlenmek suretiyle devamlı toprak elde etmeye çalışılıyor, yağışlarla bozulan yerler tekrar düzeltiliyordu. Otlar kökünden çıkartılarak kurutuluyor ve hayvanlara yem haline getiriliyordu.
Dağıstan'ın dikkat çeken özelliklerinden birisi, bu ülkenin el sanatlarında çok büyük bir gelişme kaydetmiş olmasıdır. İşleyecek toprakların yetersizliği, tarım ve hayvancılığın zorluğu, kabiliyetli dağ insanlarının el sanatlarına yönelmesine ve bu sahada dünyanın ilgisini çeken ve birçok ülke tarafından talep edilen sanat ürünlerini ortaya koymasına sebep olmuştur. Ülkenin dağlık yapısı buralarda gezmeyi bile bir beceri haline getirmiştir. Dağıstan'da bulunan yazar P. Pavlenko, "Dağ yollarında gezmek bile bir sanattır. Bu sanat, Dağlılar'a boşluktan korkmayı unutturmuş; çocuklar bile yüksek uçurumların kenarında ayaklarını sallayarak oturmaktan korkmuyorlar" demiştir.İranlılar ile Ruslar arasında 1813 yılında imzalan Gülistan Andlaşması ile Ruslar'ın eline geçen Dağıstan, bu hukuki ve fiili durumu asla sindirememiş ve işgalci Ruslar'a karşı tarihte eşine az rastlanır bir şekilde direniş göstermiştir. Bu işgal ve bağımsızlık savaşları sırasında büyük miktarda sosyo-ekonomik zararlara ve muazzam beşeri kaynak kaybına maruz kalan Dağıstan, Rus yönetimi altında İkinci büyük bir talihsizliğe düçar olmuş ve başarısızlıkla sona eren bir sosyalizm tecrübesini yaşamak zorunda kalmıştır. Bu tecrübe aynı zamanda, yukarıda belirtildiği gibi, Dağıstan'ın tarihinde ilk defa ele geçirdiği bağımsızlığı da götürmüştür.
Dağıstan ve diğer Kafkas kavimleri ile Türkiye arasında din ve soy birliği temelinde yaklaşık beş yüz yıllık ilişkiler mevcududur. Ruslar'a karşı yapılan bağımsızlık savaşının kaybedilmesi ve Çarlık yönetiminin baskıları, inanç ve hürriyetlerine bağlı Dağlı kabilelerin Türkiye'ye göç etmelerine sebep olmuştur. Türkiye'nin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yapısını temelinden etkileyen ve bir mânâda bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'ni sonuç veren bu göçler, sözü edilen din bağına akrabalık bağlarını da eklemiş ve bu ülkelerin, başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç kalmaksızın Türkiye'nin birinci dereceden ilgi alanına girmelerine sebep olmuştur.
Bu sebeple, Rusya ile dostane ilişkiler çerçevesinde olmak üzere, Türk devlet adamlarının bu ülkelere ilgisiz kalmaları düşünülemeyeceği gibi, Türk bilim adamı ve araştırmacıların da bu coğrafyaya ilgi duymamaları mümkün değildir. Dağıstan üzerinde yoğunlaşan bu çalışma, işte böyle bir motivasyonun ürün olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Genelde Kafkasya özelde ise Dağıstan konusundaki mevcud Türkçe eserler, konuyu daha çok tarihi perspektiften ele almış ve konunun sosyo-ekonomik boyutu ihmal edilmiştir. Bugün ülkeler arasındaki ilişkilerin tarihi ve sosyo-kültürel boyutta kalmasının yeterli olmadığı, bu ilişkilerin ekonomik bağlarla da pekiştirilmesi gerektiği gözardı edilemeyen bir realite olarak karşımızda durmaktadır.
Bu gerçekten hareketle, çalışmada, iktisadi ilişkileri etkileyen sosyal ve siyasi gelişmelere yer verildikten sonra, ekonomik gelişmeler mümkün olduğunca geniş ele alınmaya çalışılmıştır. Sosyal ve siyasi gelişmeler daha çok Türkçe eserlerden, ekonomik gelişmeler ise Rusça eserlerden yararlanılarak işlenmeye çalışılmıştır. Dağıstan'ın bugünkü sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı hakkında ise, bizzat bu ülkede yapmış olduğumuz gözlemlerin ışığı altında yer yer değerlendirmeler yapılmış veya doğrudan bu gözlemler dile getirilmiştir.
Son
İlk sayfaya dön