Bağımsızlık Savaşı
Rus birliklerinin ilerleyecekleri istikâmetlerde önceden çıkartılan sayısı on bini bulan özel birliklerce ağaçlar kesiliyor, genişce yollar meydana getiriliyordu. İmam Şâmil'in askerleri bu faaliyetleri önlemek için ağaçları tahrip eden Rus birliklerini kurşun yağmuruna tutmaya başladılar. Bunun üzerine Rus komutan bütün Kafkasya ormanlarını yakmaya karar verdi. Bu amaçla Odeassa'dan bol miktarda zift getirtmesine rağmen, bunda da başarılı olamadı. Dev gövdeli kayın ağaçlarını yakmak mümkün olmamıştı. İmam Şâmil, Ruslar'ın Vladikafkas-Tiflis yolunu kesmek ve Çerkeslerle birleşmek amacıyla müslüman olan Kabartay'ı işgal etmesine rağmen burada tutunamadı. Kırım Savaşı esnasında Tiflis'ten iki Gürcü prensesini kaçırtarak, bunları oğlu Cemaleddin ve bir miktar fidye karşılığında iade etti. Küçük Dev Ülke Dağıstan yarım asırdan beri muazzam bir devletle savaşmakta idi. Rusya, müttefik Türk, Fransız ve İngiliz ordularına mağlup olduğu Kırım Savaşı'na (1853-56) kadar Şâmil'i dize getiremedi. Bu savaştan sonra imzalanan Paris Andlaşması, Dağıstan gibi hürriyetlerini kazanmaya çalışan kavimlerin mücadelelerine ilgisiz kaldı. Ayrıca Kırım Savaşı sırasında Müttefik Türk-İngiliz-Fransız orduları karşısında yenilgiye uğrayan Ruslar'ın bu zayıf anında Dağlılar'a yardım götüren Osmanlı donanmasının, müttefik İngiliz Amirali J.W.D. Dundas tarafından Karadeniz'de dolaştırılarak dağıtılması, İmam Şâmil adına kaçan tarihi bir fırsat oldu. İngiliz Amiral'in kastıyla kaçırılan bu fırsat, Dağlılar'ın sonunu getirecek önemli bir olaydı. Bu tehlikelerden kurtulan yeni Çar II. Aleksandr, Kırım'daki ordularını Kafkasya'ya yığarak, Şâmil meselesini kesin olarak halletmeye karar verdi. Sayısı 240 bine ulaşan Kafkas orduları başkomutanlığa Kafkasya konusunda büyük tecrübesi olan Baryatinski getirildi. İşini son derece ciddi tutan ve Dağıstan ile ona destek olan Çeçenistan'ı fevkalade muhkem bir mevki olarak gören Baryatinski, bu direnişi ancak Şâmil'in çok etkili silahı olan şeriatçılık hareketini yıkmak suretiyle kırabileceğine inanıyordu.
Bunun için bölgenin Türkiye ve İran ile olan bütün ilişkilerinin kesilerek tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına karar verdi. Muazzam sayıda Rus ordusu bütün Kafkasya'yı sardı. Baryatinski, bu yolla silah sevkiyatını kontrol altına aldı. İstediği kadar para harcama yetkisi verildiğinden, büyük paralar dağıtarak bir çok kabileyi elde etti. Kuzeyden başlayan ilk taarruz, bağımsızlıklarını şimdiye kadar şiddetli bir bağlılıkla korumaya çalışmış olan Kuzey Kafkasya'nın en cesur ve savaşçı milleti Çeçenler üzerine yapıldı. Muazzam sayı ve silah üstünlüğüne rağmen, Çeçen direnişi ancak iki yıldan fazla bir zaman sonra, 1859 başında kırılabildi. Bu savaşlarda bizzat Şâmil de savaşıyordu. Ancak Çeçenistan'ın düşmesiyle Şâmil hareketinin sınırları çökmeye başladı. Büyük çöküntü Vedeno kalesinin Nisan 1859'da düşmesiyle meydana geldi. Şâmil'den ümidini kesen kabileler Baryatinski'ye itaat arzetmeye başladılar. Bu arada Şâmil, sinsi ve insafsızca baskınlardan tükenmiş vaziyette hemen hemen yalnız başına, Kuzey Dağıstan'a hakim vaziyette bulunan Gunib'e vardı. Oğlu Gazi Muhammed dahil aile fertlerinin de geldiği kale içinde 400 kadar sadık askeri toplandı.
30 Ağustos 1859'da Ruslar bizzat Baryatinski kumandasında kale önüne geldiler. Her şeye rağmen teslim olmayan ve iki ay direnen İmam Şâmil, topçu ateşiyle sayıları 100'e düşmüş sadık adamıyla, tam teşkilatlı 14 Rus taburuna karşı dayanma imkanı kalmayınca, beraberindekilerle birlikte Türkiye'ye gitme şartıyla teslim olmak zorunda kaldı. Ruslar iyi davrandılarsa da sözlerini tutmayıp, İmam Şâmil'i Çar'a götürerek Moskova yakınlarındaki Kaluga'da on yıl ikamete mecbur bıraktılar. İmam Şâmil, nihâi hedefine varamamış, ancak asırlar boyu birbirleriyle didişip duran ve bir araya gelemeyen Dağlı kabileler arasındaki kan davaları ve anlaşmazlıkları kaldırarak onların birleşmesini sağlamış ve aynı hedef etrafında birleşen Kuzey Kafkasya'da ortak Bağımsız Kuzey Kafkasya ülküsünün doğmasını sağlamıştır.
Daha sonra oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şâfi 'nin rehin alınması karşılığında hacca gitme izni verilen İmam Şâmil, Padişah Abdülaziz'in aziz bir misafiri olduğu Türkiye'den geçerek Hicaz'a gitti. Padişah, İmam'ın dönüşte ikamet edeceği bir konağı ihsan buyurarak tefrişi için emir verdi. Bunun için büyük masraflar ve karşılama hazırlıkları yapılmasına karşılık, İmam Şâmil 1871 Mart'ında Medine'de vefat etti. Hicaz'da hasta babasını ziyaret izni verilen oğlu Gazi Muhammed, daha sonra Türkiye'ye gelerek Osmanlı'ya hizmet etti ve yer yer ayaklanan Dağıstan halkına destek verdi. Müslüman Kafkasya'nın sembolü haline gelen İmam Şâmil, aralarında din bağından başka ortak bir yanı olmayan 30'dan fazla etnik grubun ortak kahramanı olarak bugün de hâlâ derin bir sevgiyle anılmaktadır.
İmam Şâmil'in teslim oluşundan sonra, İmam'ın son Kuzeybatı Kafkasya nâibi Muhammed Emin'e bağlı müridler burada 1864'e kadar 5 yıl daha cihada devam etmişler ve bu son direniş grubu da 1864 yılında silahlarını bırakmak zorunda kalmışlardır.
İmam Şâmil 'in başarısızlığı bazı sebeplere bağlanabilir. Bunlardan başlıcaları, sayı ve silah bakımından düşmanın mukayese edilemeyecek kadar üstün olması, dışarıdan yardım alınamaması, bir kısmı hariç, Çerkes kabilelerinin, aristokrat ve sınıflı bir yapıya sahip olmalarından dolayı, eşitliğe, köleliğin kaldırılmasına dayalı olan Müridizm hareketine tam sahip çıkmamaları...şeklinde sıralanabilir. Kafkasya'yı ne pahasına olursa olsun ele geçirmeye karar vermiş, sebatkâr ve inatçı, aynı zamanda her türlü imkâna sahip dev bir düşmana karşı, inanç ve azminden başka birşeyi olmayan bir avuç kahramanın bu kadar dayanması bile muazzam bir olay olarak görülmelidir.
Temel faktör ise, dünya şartlarının tamamen bu hareketin aksi istikametinde gelişmekte olmasıdır, denilebilir. XIX. Yüzyıl materyalist felsefenin gittikçe güçlendiği, buna karşılık İslâmiyet dahil bütün dinlerin dünyada etkisini kaybettiği bir dönemdir. Böyle bir zamanda İmam Şâmil, çok farklı etnik kökene mensup kavimleri din esasında birleştirmeyi başarmakla birlikte; bu birlik, dünyada tersine rüzgarların estiği ve Osmanlı gibi dünya Müslümanlarının hâmisi olan tek güçlü devletin gerileme süreci içinde ortaya çıkması sebebiyle hedefine ulaşamamıştır.
İmam Şâmil'den sonra Dağıstan ve Çeçenistan genel olarak Ruslar'ın egemenliği altına girmiştir. Buna rağmen, bazı nâibleri bilhassa Çeçenistan'da direnerek çete savaşını sürdürmeye devam etmişlerdir. Bir Rus subayının müslüman bir kadına saldırması sebebiyle Dağıstan'da, vergi ve askerlik sebebiyle Çeçenistan'da ayaklanmaların çıktığına dair haberler Osmanlı belgelerinde ve günün gazetelerinde yer almıştır. Doğu Kafkasya'yı hakimiyet altına alan Rusya, Batı Kafkasya'ya yönelmiş ve yıllar süren bir savaşlar zinciri sonunda, teslim olmayan ve savaşarak ölmeye yemin etmiş Çerkesler'i imha ederek hedefine ulaşmıştır.
Menüye Dön