Anarşinin Hortlaması Ve Köprülüler

Ordu yoluna Sadrazam ve Serdar-ı Ekram Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın kumandasında devam eder. Mustafa Paşa, Kanûnî'den 154 yıl sonra Viyana'yı, Almanya imparatorluğunun başkentini kuşatmaya başlar (14 Temmuz 1683). Kendisinden çok emindir ve bir kaç stratejik ve teknik hata yapar. Bütün Avrupa ayaklanmış ve Almanların yanında yeralmıştır. Büyük bir Haçlı ordusu Viyana'ya yaklaşırken Sadrazam'dan hakaret gördüğü için ona diş bileyen Kırım Hanı Murad Giray Han, düşman ordusuna yol verir ve tek kurşun atmaz. Viyana açıklarında Türklerin Alamandağı dedikleri Kahlenberg'de geçen büyük meydan muharebesinde (12 Eylül 1683), Türk sağ kanadına kumanda eden Vezir Damad İbrahim Paşa'nın ihaneti yüzünden büyük bozgun olur. Akşam saat 7' de Viyana kurtulur ve bütün Avrupa kiliselerinde şükran çanları çalar. Serdar-ı Ekrem, Budin'e (Budapeşte) geldikten (22 Eylül) sonra, Vezir Kara Mehmed Paşa, müttefik ordunun başkumandanı Polonya Kralı Sobiesky'yi Ciğerdelen meydan muharebesinde -bugünkü Çekoslovakya topraklarında- bozar (7 Ekim). Fakat çok az kuvveti vardır. İkinci Ciğerdelen muharebesini kaybeder (9 Ekim) ve Estergon düşer (1 Kasım).

Düşmanlarının propagandasına kanan IV. Mehmed sadrazamı azletti (15 Aralık). Merzifonlu, Belgrad'da idam edildi. (25 Aralık 1683). Bu da felaket oldu. 1656'da Merzifonlu'nun kayınbabası ve manevî babası Köprülü Mehmed Paşa'nın iktidara gelmesinden önceki devir başladı. Bir türlü muktedir vezir bulunamadı. Bir sürü liyakatsiz adam birbirini takip etti. Bu sırada Tarhan Valide Sultan'ın ölmüş bulunması, IV. Mehmed'i, dalkavuk olmayan, gerçekleri söyleyen, devlet dostu, tarafsız bir müşavirden mahrum etmişti.

1683 Sonbaharında Türkiye, iki buçuk asır sürecek bir çekilme, gerileme ve çökme devresine girmişti. Viyana kuşatması vesilesiyle Avrupa'yı bir defa daha karşısında birleşmiş buldu. Ancak bu kerre tarihinde ilk defa olarak birleşmiş bir Avrupa'yı yenmeyecek, yenilecektir. Buna rağmen daha 90 yıl kadar bir duraklama devri yaşayacak güçtedir. İspanya'nın Hristiyan aleminin Osmanlı imparatorluğu olan bu devletin nasıl zirveden baş döndürücü bir şekilde yuvarlandığı hatırlanırsa, Osmanlı-Türk inhitatının oldukça yavaş tecelli ettiği ortaya çıkar.

Bu, şüphesiz Türk cihan imparatorluğunun temellerinin pek sağlam atılmış olmasındandır. Bu üstünlük, bir asra yakın bir zaman geçmeden gerçekleşmeyecektitr. Ancak Batı, üstünlüğünün bütün sebeplerini hazırlamıştır. Bütün imkânları ele geçirmiştir veya geçirmek üzeredir. Başta Okyanuslar üzerinde hakimiyet kurması gelmek üzere Doğu'nun henüz farkına varamadığı bir çok değerlere sahip olmuştur. Doğu pek azametli olan mirasını yemektedir. Bu miras, az zamanda tükenecektir.

Devamı Var

Menüye Dön