XIX. yüzyılın ilk yarısında Bulgar Milli uyanış hareketinden sonra dini amaçlar dışında pek çok okul kuruldu ve İstanbul Patrikliğinden ayrılıp bağımsızlığa kavuşmak amacıyla bir mücadele başladı. Bulgar topraklarında, halktaki ulusal duyguları uyandırma ve bir Bulgar ulusunu oluşturma çalışmaları devam etti. Osmanlı İmparatorluğu Kırım Savaşını (1853-1856) kazanmış olmasına karşın bu savaş onun için olumsuz sonuçlar doğurmuştu. Savaş eski sistemin değişmesini hızlandırmış ve bunun neticesinde imparatorluk içindeki değişik sınır ve uluslar arasındaki anlaşmazlıkları kızıştırmıştı. Aynı zamanda batı kapitalizminin imparatorluk ekonomisine sızmasını kolaylaştırmış ve böylelikle imparatorluğu, yavaş yavaş ekonomik ve politik olarak bağımlı bir ülke haline getirmişti. Milli bilinçlerini kazanan Bulgarlar, özellikle Rusya'nın desteğiyle 1855'ten başlayarak önemli isyan ve komite faaliyetlerine giriştiler. Bu komitelerin amacı Sırp beyliği gibi bir Bulgar beyliği kurmaktı. 1835'de Rus subayı üniforması taşıyan Georgi Mamarçev'in yönetiminde Tırnovo'da bir isyan hareketi görüldü ve bastırıldı. 1841'de Niş ve çevresinde Sırbistan'dan gelen komitecilerin tahrikiyle oldukça önemli bir ayaklanma oldu. Bu da yatıştırıldı. Aynı zamanda Eflak'da İbrail'de Tuna'yı geçmek isteyen bazı çeteler yok edildi. 1850'de Sırbistan'dan gelen komiteciler, Vidin bölgesinde 10 bin köylünün katıldığı büyük bir ayaklanma çıkarmaya çalıştılarsa da başarıya ulaşamadılar. Kırım Savaşı (1854-1856) sırasında iki bin kişilik bir Bulgar gönüllü kıtası Rus ordusuna katıldı. 1856'da Tırnovo'da yeni bir isyan hareketi görüldü. Osmanlı hükümeti komiteci faaliyetlerine karşı Bulgaristan da yönetimi düzeltecek bazı önlemler aldı.

Bulgar çorbacılarını teşkilatlandıran ve onlara bazı yetkiler veren bir "Çorbacı Nizamnamesi" yaptı. Bir ayaklanma bölgesi halini alan Vidin-Niş bölgesinde, köy ağaları karşısında köylünün durumunu düzeltecek kanunlar çıkardı. İl meclislerine Bulgarların da katılmalarını sağladı. Ancak komitecilerin girişimi gittikçe genişledi. Bükreş'te "Bulgar Merkezi İhtilal Komitesi" kuruldu. Bulgaristan halkını Osmanlı Devleti aleyhinde kışkırtmak ve haydutluk ederek mal, eşya, para elde etmek ve çeşitli uygunsuz hareketlerde bulunmak amacıyla kurulan bu cemiyetin bir kolundan olan Filip Totü adlı kişinin Ziştovi'de ayrı bir cemiyet kurarak eşkıyalığa başlaması üzerine, bunlardan yakalananlardan ikisinin müebbet hapsine, sekiz kişinin, onbeş yıl, onsekiz kişinin onar yıl kürek ve diğer bir şahsın da Kıbrıs'ta üç yıl kalabentliğine karar verildi. Başkanları Lüben Karavelov'du. Komitede, bütün Bulgaristan'daki ihtilal komitelerinden oluşan bir şebeke meydana getirerek genel bir ayaklanmaya karar verdi .

Türkiye'nin savaştaki müttefikleri Britanya ve Fransa'nın önerisi üzerine, 1856'da Babıali, halkın durumunu ve devlet organizasyonunu geliştirecek yeni reformlar vaat eden Islahat Fermanını yayımladı. Ancak Türkiye'de savaştan sonra da keyfi idare devam ediyor ve halkın durumu gitgide bozuluyordu. 30'lu ve 40'lı yıllarda gelişen ve büyüyen zanaat ve ticaret Batı Avrupa'da üretilen malların rekabeti ile karşılaştı ve gerilemeye başladı. Organizasyon, yeni silah ve teçhizat temini, bunun yanı sıra bürokratik üstünlüğün korunması için, devletin çok büyük kaynaklara gereksinimi vardı ve bu para vergilerin yükseltilmesi ve yabancı kredilerle sağlanıyordu. Köylüler, yerel yöneticiler ve hükümet görevlilerinin acımasızlıklarından ıstırap çekmekteydiler. Çok büyük miktarlarda besin maddesi ve tarımsal ham maddeler ülke dışına ihraç edilirken, ülkenin pek çok bölümünde halk temel beslenme maddelerinden yoksundu.

Zanaattaki gerileme ve köylünün giderek artan bir biçimde sömürülmesi küçük üreticiler üzerinde yıkım etkisi yaptı. Kırım savaşının sonucu olarak Bulgar topraklarında, üretim yapamayan ve geçinemeyen geniş bir halk kesimi oluştu. Bu da büyük bir iş gücünün Eflak, Boğdan, Besarabya, Ukrayna Sırbistan ve diğer yerlere göç etmesine yol açtı. Aynı zamanda, bunun tam tersine bir olgu da gelişmekteydi; şöyle ki Bulgar tüccarları, tefecileri, müteahhitleri, komisyoncuları ve benzerleri arasında yeni zenginler artmaya başladı. Ancak gerekli yasalar ve düzenin olmaması nedeniyle, bunlar yeni edindikleri varlıklarını kapitalist üretime yatırmaya isteksizdiler. Bu da, Kırım savaşından sonra dahi, kapitalizmin Bulgar topraklarında çok yavaş ve çok sınırlı bir biçimde gelişmesinin nedenini açıklamaktadır. Ülkenin özgürlüğe kavuşmasından önce, ücretli iş gücü kullanan sınai girişimlerin sayısı hiçbir zaman 20'yi aşmadı. Buna ek olarak, ücretli işgücü kullanan merkezileşmiş ve ayrı ayrı yaklaşık 200 üretici vardı. Bulgarların sahip olduğu çok az sayıdaki çiftliklerde, toprak, durumları kırsal kesimdeki proleteryaya yakın olan rençperler tarafından işlenmekteydi.

Kırım Savaşı'ndan sonra, Bulgar topraklarının ekonomik gelişiminde beliren bu iki ayrı eğilim, ulusal özgürlük kavgasındaki sosyal güçler arasında bir ayrılık yarattı. Ekonomik etkinliklerinde güvenceden yoksun olmalarına karşın bu büyük burjuvazi, yönetimdeki Türklerle işbirliği yaptı. Reformların gerçekleştirilmesinin Türkiye'yi liberal bir burjuva devletine dönüştüreceğine ve böylelikle devlet politikası içine yavaş yavaş girebileceğine ve gücü paylaşan bir sınıf oluşturabileceğine inanıyorlardı. Büyük burjuvazinin bazı temsilcileri daha da ileri gittiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlarda sahip olduğu topraklarda bir lider rolü oynayacak yarı bağımsız bir Bulgar devletinin oluşması imkanını düşünmeye başladılar. Bir başka grup ise, Türkiye'yi, Habsburg İmparatorluğu gibi, ikilik ilkesine dayalı bir ülke yapma fikrine kapıldılar. Bunlar 1866'da kurulan "Erdemli Topluluk" ve "Gizli Merkezi Komite"'nin liderlerinin zihinlerini işgal eden düşüncelerdi.

Devamı Var

İleri