Cumhuriyet dönemi

Türk Dışişleri Bakanı'nın, Atina ve Belgrat seyahaki ve belgrat'daki samimi dostluk gösterileri Bulgarları, bir siyasi kuşatılma politikası karşısında oldukları izlinimini uyandırdığından kaygılandırmaktaydı. Dr. Aras gazetelerin muhabirleriyle görüşürken bu kaygıları gidermeğe çalışmış, aynı zamanda Balkan politikasının nitelikleri hakkında açıklamada bulunmuştu. Bakanın bu açıklaması şöyleydi: "Türkiye antlaşmaların tadili işinde dogmatik esaslara tutunuyor değildir. Amacı Balkanlar'da barışın korunmasıdır. Hiç kimse Bulgaristan'ın Neuilly Antlaşmasıyla malik olduğu hakları sağlamak için çaba harcaması hakkına itiraz edemez. Mesela Bulgaristan Ege Denizine mahreç iddiasında bulunduğu zaman bunu bir toprak isteği değil de tamamen iktisadi bir istek olmak şartıyla ben de destekleri ve bu hususta Yunanistan ile Bulgaristan arasında aracılık etmekten çekinmem ve bu esas dahilinde olmak üzere Yunanistan da Bulgarların isteklerini yerine getirmek için tartışmayı reddetmeyecektir". Dışişleri Bakanı Aras, Trakya sorunu hakkındaki Türk ve Bulgar basınlarının giriştikleri tartışmaya da değinerek, Türk politikasının bulgar milletine karşı dostluk hisleriyle dolu olduğunu ve Türk basınının yazılarının Bulgar basınının Trakya hakkındaki yazılarının bir tepkisinden başka bir şey olmadığını söyledi. Aras, Sofya'da Muşanov ile olan görüşmelerini de şöyle anlatmaktaydı: "Türkiye'ye dönerken Sofya istasyononda, ricam üzerine beni görmeğe gelmek nezaketinde bulunan Mr. Muşanov ile kısa bir zaman konuştuk. Kendisine Balkan ülkelerindeki temaslarından bende hasıl olan intibaı anlattım ve Balkan siyasetinde gayemizin Balkanlar'da iyi komşuluğu kuvvetlendirmek ve Balkan milletleri arasında bir ahenk kurarak barışı sağlamak olduğunu ve söz konusu memleketlerden hiç birinin ötekine karşı dostlukta kusur etmeyeceğini, Balkan ülkeleri sorumlu devlet adamlarının samimi beyanatlarından hipsinin Bulgaristan ile de iyi komşuluk kurmayı istediklerini anladığımı söyledim..."

Başbakan İsmet paşa ile Dışişleri bakanı T,R, Aras, Bulgaristan'ın endişelerini gidermek üzere Sofya'ya gitmişlerdi. Fakat Bulgaristan, Balkan Paktı'na girmeyi reddetti. Ancak bu ziyaret sırasında 1929 tarihli Türk - Bulgar Tarafsızlık, Uzlaşma ve hakem Antlaşması 5 yıl süreyle uzatıldı. Başbakan İsmet Paşa ile Bulgaristan Dışişleri Bakanı ve Başbakanı arasındaki görüşme sonunda yayınlanan resmi bildiride Türk - Yunan ilişkileri hakkında şöyle denilmekteydi. "Her iki hükümet, iki tarafl-tan biri veya diğeri tarafından girişilmiş ve ya girişilecek taahhütleri 1929 antlaşması hükümlerini hiçbir veçhile ihlal edemeyeceğini veya hükümlerinin şümulünü azaltamayacağını kaydetmek hususunda mutabık kalmışlardır. Bu fikir iledir ki Türk Bakanları 14 Eylül 1933 tarihinde Anka'da imzalanan Türk - Yunan antlaşmasının katiyen ne Bulgaristan'a ne de diğer herhangi bir ülke aleyhine yöneltilmiş olmadığını ve bilhassa Bulgaristan'a karşı hiçbir düşmanca eğilimden ilham almış bulunmadığını kendiliklerinden Bulgar hükümetine beyan etmişlerdir. Bundan başka her iki Hükümet, Türkiye ile Bulgaristan arasında askıda olan birkaç meselenin en kısa bir zamanda tetkik ve tesviye edilmesinin karma bir komisyona tevdiine karar vermişlerdir".

Bütün komşularıyla toprak sorunları olan Bulgaristan, statükonun aleyhinde ve antlaşmaların revizyonu lehinde bulunmaktaydı. Bu nedenle de, yayınlanan resmi bildiriye rağmen iki ülke arasında samimi bir komşuluk ve işbirliği kurulması kolay değildi. Sofya'da 1934 yılında bir Trakya Komitesi kurulmuştu. Sofya Metropoliti'nin başkanlığında ve Trakya İlim Enstitüsü adı altında çalışmalarına başlayan bu komitenin hedefi, Doğu ve Batı Trakya'yı elde etmek idi. Komitenin yayınladığı beyannamede: "Dünya durdukça ve bir Bulgaristan yaşadıkça Trakya üzerindeki Bulgar iddiaları mevcut olacaktır" denilmekteydi. Bütün bunlar Bulgaristan ile Türkiye ve Yunanistan ilişkileri üzerinde soğuk ve kötü etkiler yapmaktaydı. Fakat buna karşın, Bulgaristan'da, Türkiye, Bulgaristan ve Yugoslavya arasında bir anlaşma olmasını isteyenler de vardı. Bulgar Başbakanı, HAKİMİYET-İ MİLLİYE gazetesine bir demeç vererek. "Türkiye ile Bulgaristan arasında, iki memleketi kötü vasıflarla tanıtacak ve dostluklarını bozacak meseleler yoktur" demekteydi.

Mart 1935 başlarında Türkiye'nin Bulgar sınırlarında yığınak yapmakta olduğu hakkında bazı haberlerin dolaşması üzerine Anadolu Ajansı 7 Mart 1935 tarihinde bu haberleri yalanlamış ve "iki ülke ilişkileri iyi bir safhada gelişmektedir. Türk gazetelerinin çoğunda acı yazıların azalmakta olması da iyiliğin belirtilerinden sayılsa gerektir" demişti. Fakat buna rağmen Bulgar hükümeti, Cemiyet-i Akvam Genel Sekreterliği'ne bir muhtıra göndererek şu şikayetleri yaptı: "Bir yıldan beri yani balkan birliğinin kuruluşundan sonra Türkiye, Trakya'daki kuvvetlerini yeniden teşkilatlandırmaktadır. Oraya yeniden iki Tümen ile 500'den fazla topu olan topçu birlikleri gönderilmiştir.

Bu yığınakların neden ileri geldiği hakkında yapılan sorulara Ankara Hükümeti, bunların yalnızca Boğazların savunulması için olduğunu söylemekle yetinmiştir. İşbu yığınaklar geçen Ocak ayından yeniden başladı ve BULGAR SINIRLARI YAKINLARINDA BİR Tümen kuruldu. Bulgar sınır boyları Türk askerleriyle tıklım tıklım doludur. Cephane parkları ve levazım depoları kurulmaktadır. Her yerde sanki bir savaş arifesinde imiş gibi askeri hazırlıklar görülmektedir. Türk Hükümeti Trakya'daki ihtiyatların üçte birini silah altına çağırmış ve ayrıca İstanbul'dan ve Anadolu'dan 23 bin asker getirmiştir...". Resmi Bulgar çevreleri, Bulgar Hükümeti'nin, Türk Hükümeti'nin durumunu dostane bir şekilde açıklamasını istemiş olduğunu ileri sürmekteydi. Ayrıca gazetelerde, Bulgaristan'ın da iki sınıf askeri silah altına çağırdığı haberleri yer almaktaydı.

Devamı Var

İleri