Abdullah Ziya Kozanoğlu, 16 Ocak 1905'te İstanbul'un Beşiktaş semtinde doğmuş, 29 Mart 1966'da yine İstanbul'da hayatını kaybetmiş Türk yazar ve mimardır. Türk edebiyatında tarihî macera romanının öncüsü olarak kabul edilir ve Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. Babası Abdullah Osman Bey, annesi Seyyide Hanım'dır; oyuncu ve manken Yasemin Kozanoğlu'nun dedesidir.
Öğrenimine Nişantaşı İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlamış, orta öğrenimini Kabataş Askerî Lisesi'nde 1922'de tamamlamıştır. Yüksek öğrenimine İstanbul'da mühendislik alanında başlamış, ancak yaklaşık altı yüz öğrenciyle birlikte katıldığı bir öğrenci protestosu nedeniyle okuldan uzaklaştırılmıştır. Bunun üzerine Güzel Sanatlar Akademisi'nin Mimarlık Bölümü'ne geçmiş ve buradan 1929'da mezun olmuştur.
Mesleğini mimar ve mühendis olarak icra etmiştir. 1929'da Adana belediye mühendisliğine atanmış, 1932'de Millî Eğitim Bakanlığı'nda mimar olarak görev almıştır. Adana'daki Atatürk Parkı'nda yer alan Gazi Anıtı, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi binaları, İstanbul Opera binasının bir bölümü ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi gibi yapılar onun imzasını taşıyan projeler arasında sayılır.
Asıl ününü milliyetçi duyarlıkla kaleme aldığı tarihî macera romanlarıyla kazanmıştır. Öğrencilik yıllarında gazetelerde yazmaya başlamış, 1927'de yayımlanan "Kızıltuğ" adlı romanı Türk edebiyatının ilk tarihî macera romanı olarak nitelendirilmiştir. Yaklaşık altmış roman kaleme almış, kimi eserlerinde "Aptullah" imzasını kullanmıştır. Malkoçoğlu, Gültekin ve Seyit Ali Reis gibi kalıcı kahramanlar yaratmış; bu karakterler sonradan çizgi romanlara ve filmlere konu olmuştur. Eserlerinin bir kısmını bizzat çizgi romana ve sinemaya uyarlaması, onu Türkiye'nin ilk ciddi çizgi roman yazarlarından biri hâline getirmiştir.
Edebiyat ve mimarlığın yanı sıra kültürel ve sportif alanlarda da faaliyet göstermiştir. İstanbul Taksim'de bir apartmanın üst katını tiyatroya dönüştürerek Arena Tiyatrosu'nu kurmuştur. Spor yöneticiliği cephesinde Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün başkanlığını iki ayrı dönemde (1942-1950 ve 1952-1955) üstlenmiş, kulübün onuncu başkanı olmuştur.
Türkçülük ve Türk tarihi açısından önemi, tarihî Türk kahramanlarını ve destansı geçmişi geniş okur kitlelerine sevdiren popüler anlatılar üretmesinden kaynaklanır. Romanlarıyla Türk tarihine ilişkin millî bir bilinci edebî düzlemde yaygınlaştırmış, yarattığı kahramanlar nesiller boyunca okunarak ve ekrana taşınarak Türk popüler kültüründe kalıcı bir yer edinmiştir.