Ahmet Refik Altınay (1881-1937), Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş döneminin en üretken tarihçilerinden biri olup, tarihi geniş halk kitlelerine sevdiren anlatımıyla tanınmıştır. 1881 yılında İstanbul'un Beşiktaş semtinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Vişnezade Sıbyan Mektebi'nde tamamladıktan sonra Beşiktaş Askerî Rüştiyesi ve Kuleli Askerî İdadisi'nde okudu; 1898'de Harp Okulu'ndan piyade subayı olarak mezun oldu.

Askerlik hayatının büyük bölümünü öğretmenlik yaparak geçirdi. Dört yıl boyunca askerî okullarda coğrafya dersleri verdi, 1902'de Harp Okulu'nda Fransızca, 1908'de ise tarih dersleri okutmaya başladı. Gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle 1913'te yüzbaşı rütbesiyle ordudan emekli oldu. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında askerî sansür müfettişliği gibi görevlerde de bulundu.

Daha genç yaşlarından itibaren gazetecilik ve yayıncılıkla ilgilenen Altınay; İrtika, Hazine-i Fünun, İkdam ve Peyam gibi yayınlara katkıda bulundu. Gazete ve dergilerde tefrika ettiği tarih yazılarıyla kısa sürede ün kazandı. 1918'de İstanbul Darülfünunu'nda Osmanlı tarihi dersleri vermeye başladı; 1919'da Türk tarihi profesörlüğüne yükseldi ve Osmanlı arşivleri üzerinde kapsamlı araştırmalar yaptı.

Akademik anlamda en verimli dönemini Darülfünun'daki yıllarında yaşadı. Ancak 1933 üniversite reformu sırasında kadro dışı bırakıldı ve bir daha resmî bir görev alamadı. Yeni dönemin devlet eliyle şekillenen tarih tezlerini benimsememesi, onun bu marjinalleşme sürecinde önemli bir etken oldu.

Altınay, tarih, çocuk edebiyatı ve şiir alanlarında 150'yi aşkın eser kaleme almıştır. Başlıca kitapları arasında Bizans Karşısında Türkler, Sokollu, Kadınlar Saltanatı, Lale Devri ve Eski İstanbul sayılabilir; 1932'de Gönül adlı bir şiir kitabı da yayımlamıştır. Eserlerinde akademik çevrelerin yanı sıra genel okuyucuya da hitap eden sade ve sürükleyici bir dil kullanmıştır.

Son on yılını Büyükada'da yoksulluk içinde geçirdi ve değerli kütüphanesini zamanla satmak zorunda kaldı. Bulgar hükümetinden (1925) ve İsveç'ten çalışmaları nedeniyle takdir görmesine rağmen 1930'ların modernleşme ve tarih yazımı dönüşümünde mesleki açıdan dışlandı. 10 Ekim 1937'de Haydarpaşa Hastanesi'nde zatürreden hayatını kaybetti ve Büyükada Tepeköy Mezarlığı'na defnedildi. Osmanlı tarihini ulus inşası sürecindeki geniş kitlelere ulaştıran öncü bir tarihçi-eğitimci olarak anılmaktadır.