Şemseddin Sâmi (1 Haziran 1850, Fraşer - 1 Temmuz 1904, İstanbul), Osmanlı Devleti'nin son döneminde yaşamış, Türk dili, sözlükçülüğü ve ansiklopedisi alanında çığır açan, aynı zamanda romancı ve oyun yazarı olarak da öne çıkan Arnavut asıllı bir Osmanlı aydınıdır. Bugünkü Arnavutluk sınırları içindeki Fraşer'de, Halit Bey ile Emine Hanım'ın altı oğlundan üçüncüsü olarak doğmuştur. Kardeşlerinden Naim Fraşeri Arnavut millî şiirinin kurucusu, Abdül Bey ise Arnavut siyasi hareketinin önemli isimlerinden sayılır.

İlk eğitimini bir Bektaşi dergâhında aldıktan sonra Yanya'daki Zosimea Lisesi'nde okumuş, 1868'de buradan mezun olmuştur. Arnavutça, eski ve yeni Yunanca, Fransızca, İtalyanca, Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Yanya'daki görevinin ardından 1872'de İstanbul'a gelerek Matbuat Kalemi'nde çalışmaya başlamış; 'Sirâc' ve 'Hadika' gazetelerine yazılar yazmış, kısa bir süre 'Sabah' gazetesini yönetmiştir. 1880'de II. Abdülhamid tarafından Teftiş-i Askerî Komisyonu'na atanması, ona ilmî çalışmalarını sürdürebileceği maddi istikrarı sağlamıştır.

Edebiyat alanında, Türk edebiyatının ilk yerli romanlarından biri sayılan 'Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ı (1872-1873) kaleme almıştır. Ayrıca Arnavut temalı 'Besa', 'Seydi Yahya' ve 'Gâve' gibi tiyatro eserleri yazmış; Victor Hugo'nun 'Sefiller'ini ve Daniel Defoe'nun 'Robinson Crusoe'sunu Türkçeye çevirmiştir.

Asıl büyük katkısı ise dil ve başvuru eserleri alanındadır. 'Kâmûs-ı Fransevî' adlı Fransızca-Türkçe sözlüğü, altı ciltlik ilk Türkçe ansiklopedi sayılan 'Kâmûsü'l-A'lâm' (1889-1898), yarım kalan 'Kâmûs-ı Arabî' ve en önemli eserlerinden biri olan 'Kâmûs-ı Türkî' (1901) bu alandaki başlıca çalışmalarıdır. Ayrıca 'Kutadgu Bilig' ve 'Orhun Yazıtları' üzerine çalışmalar yaparak Türkolojinin temellerinin atılmasına katkıda bulunmuştur.

'Kâmûs-ı Türkî', Türk dili tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Sâmi, bu sözlükte Türkçeyi Arapça ve Farsçanın karışımı bir dil olarak değil, kendine özgü, bağımsız ve bütünlüklü bir dil olarak ele almıştır. Dildeki güncel kullanımı klasik ölçütlerin önüne koymuş, dilin sadeleştirilmesi ve Türkçeleştirilmesi fikrini savunmuştur. Bu yaklaşımı onu erken Türkçülüğün ve dil milliyetçiliğinin öncülerinden biri yapmıştır.

Siyasi düşünce bakımından Osmanlıcılığın temsilcisi olmuştur. Arnavut kökenine ve Arnavut meselelerine olan ilgisine rağmen Osmanlı Devleti'nin modernleşmesini ve güçlenmesini savunmuş, Türkçenin imparatorluğun ortak dili olarak taşıdığı önemi vurgulamıştır. Kardeşleriyle birlikte Latin ve Yunan harflerine dayalı ilk Arnavut alfabesinin oluşturulmasına katkıda bulunmuş, bir Arnavutça dilbilgisi de yazmıştır.

Özel hayatında iki kez evlenmiş, ilk eşi Emine Veliye Hanım'dan dört çocuğu olmuştur. Oğlu Ali Sami Yen, Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusudur. Şemseddin Sâmi 1904'te İstanbul Erenköy'de vefat etmiş, kemikleri 1968'de Feriköy Mezarlığı'na nakledilmiştir.

Şemseddin Sâmi, geleneksel Osmanlı ilmi ile dile ve kültüre modern, bilimsel yaklaşımı birleştiren bir köprü olmuştur. Sözlükçülüğü, ansiklopediciliği ve dil üzerine görüşleriyle Türk kültür ve dil tarihinde merkezî bir isim olarak kalmıştır.