Bozkır Türk ilini açıklarken, kara-bodun; Tarhanlık ve Orun-ülüş meselelerini de kısaca aydınlatmak gerekmektedir.
Kitâbelerde bodun tabiri bazan kara sıfatı ile birlikte kullanılmıştır. Buna karşılık birde ak-beğ ? ifadesinin bulunuşunu Türk toplumunda bir asiller sınıfının varlığı hususunda yorumlanmasına sebep olmuş gibidir (meselâ, H. Namık Orkun, son ibareyi asil beyler olarak çevirmiştir). Devlet idaresinde hâkana en büyük yardımcılar durumunda olan beylerin idare edilen halka nisbetle üstün tutulması tabii ise de bundan imtiyazlı bir sınıf hükmünün çıkarılması zordur.
Nitekim kitabelerdeki hitâblarda çok kere devlette büyük memuriyet makamlarını işgal eden buyruklar, beylerden önce yer almaktadır. Türkçede kara sıfatının aslında aşağı bir dereceyi değil, aksine, büyük, yüksek seviyeyi belirttiği görüşü de ileri sürülmüştür (ve Kara Han, Kara Ordu, Karaton gibi örnekler verilmiştir). Buna göre kitabedeki ifadeleri, asıl, kalabalık bodun diye mânâlandırmak gerçeğe daha yakın görünmektedir ve buna nazaran sayısı şüphesiz az olan beyler ak oluyor demektir. Eski Türk devletlerinde bazı yüksek memuriyetlerin ırsî olduğu iddia edilmiş ise de beğliğin babadan oğula geçtiğine dair açık bir delil bulunmuyor (hükümdâr sülâlesine mensup olanlar hariç).
Dede Korkutda açıklandığına göre, bey olabilmek için, kan dökmek (mutlaka savaşa katılmak değil, meselâ, vahşi bir hayvan öldürmüş olmak) aç doyurmak, çıplak giydirmek lâzımdır. Şartlar bunlardan ibarettir.
Kitâbelerdeki Kagan, âilesi, bodun, şadabıd beyler, tarhanlar, buyruk beyleri, Dokuz-Oğuz beyleri ifadesi, bir sınıf hiyerarşisi değil, doğrudan doğruya devlet içinde idare edilenlerden, idare edilenlere doğru bir sıralama olmalıdır. Bozkır kültüründe hâkim zihniyetde bunu gerektirir.
Beylerin ve buyrukların vergilerden veya başka herhangi bir mükellefiyetden muaf tutulduklarına dâir bir işaret yoktur. Tabgaçlardan beri mevcut olup da Gök-Türk imparatorluğunda bir yeri olan tarhan (sivil ve asker nâzır, bakan, Tonyukukun ünvanı: Boyla bağa Tarkan)lar da, bizim tarih literatürümüzde yaygın kanaatin aksine imtiyazlı değil idiler. Tarhanlar, daha sonraları, Moğollar devrinde imtiyazlı duruma gelmişlerdir.
Bunun gibi, Türk kabile teşkilatında mühim rol oynadığı ileri sürülen Orun (mevkii), yani belirli kabilelere mensup şahısların meclislerde, büyük toplantılarda, toy (resmi ziyafet)larda belirli yerlere oturması ve böyle toplantı ve ziyafetlerde yiyecekleri yemeklerin belirli olması, her birinin koyunun belirli yerlerini yemeğe mecbur bulunması (ülüş) meselesi de daha sonraki devirlerde örf hâline gelmiş olsa gerektir. Daha doğrusu Moğol devrine ait uygulamalar olsa gerektir. Çünkü bu hususlar yalnız Moğol devri tarihçisi Reşidüd-din (öl. 1318)in eserinde yer almış olup, daha önceye ait Türk vesikalarında, Orhun kitabelerinde, Kutadgu-Biligde bu yolda yoruma elverişli hiçbir kayıt bulunmamaktadır.
Bozkır bodun teşkilâtında birliğe daha sonra katılan her boyun umumiyete sınırlarda yer aldığı ve bunların, tehlikenin daha kesif bulunduğu ön saflarda savaşa sürüldüğü doğrudur. Fakat bu gibi boylar bu mevkilerini ebediyen muhafazaya mahkum olmayıp, yeni iltihaklar neticesinde, öndekiler geri çekilerek, bodunun diğer üyeleri ile eşit duruma gelmektedirler.
Asya Hun İmparatorluğunda 5 Hun kabilesinin Tanhu âilesi ile akrabalıkları göz önüne alınarak-imtiyazlı durumda görünmüş olmaları da, ancak bu mekanizma ile izah olunabilir. Devletin kuruluşunda hizmeti geçmiş olan kesimlerin emir ve kumanda mevkilerini alarak idareci durumuna geçmeleri ve dolayısıyla devlette idare edilenlere nazaran nisbî bir farklılık göstermeleri tabiîdir. Bu sosyolojik kâide hiçbir zaman ve hiçbir yerde değişmemiştir.
Bozkır Türk devletinde insan unsurunun çeşitli hak ve hürriyetlerle donanmış olması Türk devletinin kuruluş tarzı ile ilgilidir. Bozkır Türk devleti her hangi bir âilenin kılıç zoru ile meydana getirdiği bir yığınlar topluluğu değil, fakat idarecilerle iş birliği yapan geniş halk kütlelerinin gayretleri, iştiraki ile gerçekleşen bir siyasi teşekküldür. Türk devletinin nasıl kurulduğu meselesine, II. Gök-Türk devletinin meydana gelişini anlatan kitâbelerdeki satırlar ışık tutacak mahiyettedir:
Babam Kağan (İlteriş) 17 er ile harekete geçti. Haberi işiten dağdakiler, ovadakiler toparlanıp geldiler, 70, sonra 700 kişi oldular... (Hakanlığı) atalarının törelerine göre kurdular... (Kül-Tegin, Bilge), Gelenlerden bir kısmı atlı, bir kısmı yaya idi, Dâvete katılanlardan biri de bendim (Tonyukuk).
Böyle kurulan bir devlette tabiatiyle halk, hak ve hürriyetini isteyecek ve başında bulunanlardan bekleyecekti. Türk devletinde halkın bu istekleri törenin tatbiki ile gerçekleşiyordu. Umumiyetle kanun mânasına alınan töre (aslı, törü) eski Türk hukukî hükümlerinin bütünü olup sosyal hayatı düzenleyen mecburî kaideleri ihtiva ediyordu. Orhun kitabevlerinde töre kelimesi 11 yerde geçmekte, bunun 6sında ilile birlikte kullanılmaktadır. Diğer 5 yerde de yine ilile alâkası açıkça belirir. Demek ki, Türk devleti kanunlara (töre hükümlerine) bağlı bir kuruluştur.
Devletin varlığı töre ile kaimdi: ... Devleti ellerine alıp töreyi tesis ettiler... Ey Türk Bodunu! Devletini, töreni kim bozabilir?... Kazandığımız devlet ve töremiz öyle idi... Devletini töresini terk etmiş... O (İlteriş) atalarının töresine göre bodunu teşkilâtlandırdı... Töre gereğince amucam tahta oturdu... Töre hükümleri değişmez kalıplar değildi. Türk hükümdarları, yerine ve zamanın icaplarına göre ve tabii meclislerin onayı alınmak üzere, yeni hükümler getirebilirlerdi. Asya Hunlarında Mete, Gök-Türklerde Bumin ve İlteriş ve Tuna Bulgar devletinde Krum böye yapmışlardı (Krum Hanın kanunları). Bütün Türk lehçelerinde ortak olan ve sonra Moğolcaya da geçen töre tabiri şimdiki bilgimize göre Tabgaçlardan beri mevcuttu ve aslî söylenişi olan törü şeklinin daha eski bir devre götürülmesi mümkündür.
Hükümleri maalesef o çağlarda yazılamamş olan törenin ana-yasa mahiyetindeki prensipleri Kutadgu-Biligin yardımı ile tesbit edilebilmektedir. Bu prensipler şunlardır: Könilik (adalet), uzluk (iyilik, faydalılık), tüzlük (eşitlik) ve kişilik (insanlık, üniversellik).