Malazgirt Meydan Muharebesi

Alp Arslan, Diogenes ile uzun uzun konuştu. Kaynaklarımızda belirtildiğine göre, sultan imparatorun barış müzakerelerini reddini tenkid etmiş, Bizans ordusunun askerî hatâlarını saymış ve nihayet ona, nasıl bir muamele beklediğini sormuştur: Diogenes'in, ya öldürüleceği, yahut zincire vurularak İslâm ülkelerinde dolaştırılacağı veya pek zayıf ihtimalle, affedilip bir nâip sıfatı ile, memleketine gönderileceği cevabı üzerine, sultan onunlak dostluk kuracağını bildirmiş, onu teselli etmiş ve tahtta kendi yanına oturtmuştur. Böylece Türk sultanı merhamet, itidâl ve insanlık duygularının bir örneğini daha vermiş oluyordu. Alp Arslan, kendisi ile bir ittifak anlaşması yaptığı Diogenes'i bir hafta kadar hususî çadırda bir hükümdar gibi misafir ettikten sonra, maiyetindekiler ve diğer esir asilzadeler ile birlikte, bir Türk süvari kıt'asının muhafazasında, memleketine iade etti (3 Eylül 1071). Metni elde bulunmayan anlaşmanın kaynaklarda tesadüf edilen bazı maddelerine göre, imparator, fidye olarak bir buçuk milyon altın verecek, ayrıca her sene 360.000 altın ödeyecek ve Bizans İmparatorluğu içinde mevcut bütün müslüman esirleri serbest bırakacak, lüzumu anında sultana askerî kuvvet gönderecekti. Arazi meselesine gelince, sultan; Malazgirt, Urfa, Menbiç ve Antakya'nın dolayları ile birlikte, Selçuklular'a terkini istemiş, teklifleri kabûl eden Diogenes, arazi devrinin kendinin ancak tâcı muhafaza ettiği takdirde mümkün olacağına işaret etmişti. Alp Arslan Karahanlılar'a karşı Doğuya hareket etmezden önce, Bizans topraklarına giren Diogenes, İstanbul'da Konstantinos Dukas'ın oğlu Mikhael'in imparator ilân edildiğini öğrendi ve bilindiği gibi, imparatorluk salâhiyetleri alınan Diogenes, Mikhael'in orduları tarafından Sivas'ta ve Adana'da mağlûp edildi, yakalandı, gözleri oyuldu ve kapatıldığı manastırda ızdırap içinde öldü; böylece anlaşmayı tatbik güçleşti.

Müttefikinin öldürülmesi Alp Arslan'ı anlaşma hükümlerini silahla gerçekleştirmeğe zorladı ve haklı olarak o, Kutalmış-oğulları ile Türkmen beylerine Anadolu'nun zaptını emretti. Zamanın Bizans tarihçisi Bryennios'un Türkler'i barışı bozmakla suçlandırması doğru değildir. Aristages, Mateos, Zonaras gibi o devir tarihçilerinin belirttikleri üzere, savaşın tekrar başlamasından tek sorumlu, Diogenes'i ve onun ile alâkalı her şeyi unutmak isteyen, gerçeği görmezlikten gelen Bizans olabilirdi. Çünkü, baştan beri anlattığımız şartlar altında, Anadolu için yapılan meydan muharebesinde Alp Arslan gibi bir hükümdarın toprak talebinden ferâgat etmesi beklenemezdi.

Kılıç hakkı olan anlaşmayı yürürlükte tutmak için kuvvete müracaat mecburiyetinde kalınmış ise, bu galip tarafın başvuracağı en tabiîî hareket sayılmak lâzım gelir. Bu münasebetle kaydetmek yerinde olur ki, Alp Arslan'ın akıncıları başı boş bıraktığı, Bizans'la ilgilenmediği rivayeti ile, esasen o zaman halifelik yanında, siyasî teşekkül olarak, bir de Bizans İmparatorluğunun bulunması düşüncesinin Doğu âleminin zihniyetinde yaşadığı, hattâ Anadolu'nun fethinden sonra dahi Sultan Melikşah'ın, İmparator Aleksios ile dostluk kurabilmek için, bütün Anadolu'yu Bizans'a terke hazır olduğu v.b. yolunda bazı Batılı araştırmacılar tarafından ileri sürülen iddialara Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun gerçek dinî ve askerî çehresi ve o devlet nazarında Anadolu'nun taşıdığı ehemmiyet karşısında fazla bir kıymet vermek doğru değildir.

Devamı var

İleri