Yırtıcı Dişi Kartal

Dağların parmak ısırdığı ve üstüne titrediği büyük ihtilal ve gaza arslanı, ölüm kafesini parçalamış, eceli yenmiş, ihtilalin bu son muhasebe ve mahşer gününde Hamzad'ın yanı başında görünmüştü. Dağlar dumanlanır da Şamil'i rahat döşeğinde zapt olunabilir miydi?

Hamzat ihtilalin fedaisi ve imamı ise, Şamil de bu mukaddes hürriyet davasının öz babası ve ruhu idi.

Hamzad'ın muvaffakiyeti, son silaha ve son nefese kadar düşmana karşı harp fikrinin yaşaması ve kuvvet bulması için şarttı. O halde Şamil büyük kudret ve nüfuzunu olanca sadakat ve samimiyetle Hamzad'ın emrine ve hizmetine sadakat arz etmeliydi. Hür ve efsane dağların hakiki ziynet ve şerefi ve Dağıstan'ın göz bebeği olan Şamil, Gazi Muhammet'ten sonra imamlığa en layık bir şahsiyet olduğu halde bu makama Hamzad'ın gelmesini heyecanlı bir sevinçle karşılamakla kalmamış bu intihaba karşı itiraz edenlere şiddetle hücum etmiş, hatta Gazi Muhammet'in en kahraman naiplerinden meşhur Taşof Hacı ayaklanıp da: -" Hamzad'ı tanımam. Eğer Dağıstan'a imam olacak kimse kalmadıysa ben varım " diye aşiret ile beraber isyan ettiği zaman Şamil üç yüz altı ile Hamzad'ın imdadına yetişerek Taşof Hacının avenesini baştan aşağı kılıçtan geçirmekte tereddüt göstermemişti.

Taşof Hacı, bu vakadan sonra Şamil'in en sadık ve yararlı adamlarından biri olmuş, Çeçenistan'da yıllarca süren muharebelerde yıldız gibi parlak bir kahraman kalmıştır.

Hamzad'ın Avar Han'ı Bahu - Bike'nin oğlunu ve bunların muhafızlarını kılıçtan geçirdiği gün karargahında bulunan Şeyh Şamil için bazı Rus ve ecnebi tarihleri pek asılsız bir takım masallar uydurmuşlardır. Mesela Hamzat çocukların çadırından çıkıp bunların öldürülmesi hakkında tereddüde düşmüş ve güya Şamil bu tereddüdü görünce şiddetle müdahale ve ısrar ederek: -" Demir tavında dövülür, şimdi yapacağını yap, yoksa pişman olacaksın! " demiş imiş...

Halbuki vaka tamamıyla aksinedir. Sağ kalan en küçük hanzade Bulat ile, Bahu Bike'nin en büyük oğlu Nutsalın hamile bulunan genç zevcesi bizzat Şamil tarafından katliamdan kurtarılarak himaye edilmiş ve kadın çocuğunu dünyaya getirdikten sonra Şamil pek asil bir jestle bu ana ile yavrusunu Avar hanları aileleri nezdine göndermişti.

Halbuki bazı yabancı düşman tarihlerinin garazkar ve düzme hükümlerini yazılarına sermaye etmek gafletine kapılan bir takım muharrirlerimiz bile bu hadiselerde feci hatalara düşmüşse, Şamilin bizzat kurtarıp himaye ettiği bu hamile kadının güya karnını deştirerek içine tuz doldurttuğunu ve yavrusunu parçalattığını en insafsız Rus tarihlerine parmak ısırtacak bir eda ile tekrarlamaktan çekinmemişlerdir.

Şamilin kurtardığı en küçük Avar hanzadesi Bulat'ça gelince, bu yavrucak muhafaza edilmek üzere Aşilta avuluna götürülürken, Avar kuyusu isimli derenin üzerindeki köprüde ani bir Rus hücumuna uğrayan kafilenin bazıları kendilerini suya atmışlar ve bu kargaşalık esnasında çocuk da suya düşmüş ve herkesin can kaygısına düştüğü bu hengamede kurtulamayarak boğulmuştur. Hamzat, küçük hanların işlerini bitirdikten sonra dolu dizgin Humzaha saldırmış ve Avaristan hakimesi Bahu Bike'yi bu en kudretli ve kuvvetli saltanat merkezinde bastırarak kendisinin kafasını vurmuş ve şiddetli bir mukavemet gösteren muhafızlarını baştan başa kılıçtan geçirip inkılabın kanlı sayfasını müthiş bir katliamla kapamıştır. Bahu Bike'nin saltanatına, hayatına ve zürriyetine nihayet veren Hamzat, kendini han ilan ederek Hunzah'a yerleşti.

Hudutsuz bir şahsi ve medeni cesaretin timsali olan Şeyh Şamil, bütün cesaret ve atılganlığına rağmen son derece müdebbir ve ihtiyatlı bir teşkilatçı idi. Öldürülen Avar hakimesinin akrabaları, dostları ve taraftarlarıyla dolu olan Hunzah avulunun merkez ittihaz edilmesini Şamil hiç münasip görmemiş, ve Hamzad'ın bu fikrinden vazgeçmesini, kendisi için daha emin bir merkez olan eski karargahı Hotsat avulunda kalmasını tavsiye etmişti.

Fakat Allah'a ve ecele sarsılmaz bir imanla bağlı olan Hamzat, kararından caymayarak Hunzah'da yerleşmiş ve serdengeçti bir vatan fedailiğinin remzi olan "mürit" ihtilalin şiddetli kanunlarını müsamaha tanımaz bir dehşetle tatbike başlamıştı.

Gazi Muhammet'le Şamilin kuvvetli temeller üzerine kurdukları ihtilal devleti Allah'a, hürriyete ve ahlaka dayanıyordu. İçki katiyen haramdı. Hamzat daha ileri giderek tütünü de şiddetle yasak etmişti. İhtilal kanunlarına en küçük bir itaatsızlığı görülenlerin derhal başları uçuyordu. İmam bütün bu şiddetli icraatına rağmen adil, cesur ve kudretli olduğu için karşısında baş kaldırılamıyordu. Hele Şamil gibi başlı başına bir kahramanlık cihanı olan bir serdarın bir siyanet meleği gibi üzerine kanat germesi ihtilali zaferden zafere götürüyordu.

" Su uyur, düşman uyumaz " sözüne asla ehemmiyet vermeyen Hamzat günün birinde tabiatının bu çok ağır ve haksız bir cezasını çekmişti. En küçük bir açığı kullanan düşmanları, kül altında uyuyan bir ateş gibi kıvılcımlar saçarak meydana çıkmışlar ve bu küçük kıvılcımlar pek müthiş ve ani bir yangına sebep olmuştu.

Bu feci tarihi hadise 1835 senesi Eylülün 19'uncu Cuma gününe tesadüf etmektedir. Hamzat, imam, bey ve başbuğ sıfatıyla, din ve devletin reisi, ihtilalin en büyük şefi olarak Cuma namazında hazır bulunurdu. Halbuki o gün kendisine korkunç bir takım ihtimallerden bahsedilmiş sadık adamlarına verdiği cidden kahramanca, fakat muhakkak ki ihtiyatsızca cevap şudur -" Ölüm meleği, benim canıma almak için yanıma geldiği vakit onun elini durdurabilir misiniz? Madem ki buna kudretiniz yoktur, işinize gidiniz. Beni rahat bırakınız. Tanrının takdirine karşı durulmaz. Eğer bugün ölmem emir ve takdir olunmuşsa, hiç çaresiz bugün öleceğim. "

Halbuki vaziyet alabildiğine tehlikeli ve ciddi idi. Bahu Bike'nin kan davası bugün halledilecek ve bu işi günün birinde şöhreti dünyayı tutacak olan eşsiz bir savaş afeti başaracaktı. Bu afet o zaman henüz pek genç olan Hacı Murat idi. Bu suikast teşebbüsü gayet basit bir meseleden çıkmıştı. İçki ve tütün yasağının çok şiddetlendiği günlerin birinde Hamzad'ın hazinedarı bir dükkana giriyor. Aksi bir tesadüf neticesi olarak tam o esnada bir takım tiryakiler oracıkta gizli gizli sigara içiyorlarmış. Hazinedarı görünce büyük bir telaşla sigaralarını söndürüp atmışlarda da, dumandan ve kokudan şüphelenen bu adam, ortada bir ipucu bulamamakla beraber, hayli atıp tutmuş ve dükkanda bulunanların en yaşlısına dönerek şiddetle tahkir ve tehdit etmişti.

Son

Menüye Dön