Tarihi Bir Söyleşi
General, nutkunu büyük bir heyecan içinde bitirirken, bu nutkun Şamil üzerinde bıraktığı tesiri daha büyük bir heyecan içinde tetkike koyulmuştu. Şamil korkulu bir rüyadan uyanır gibi silkindi ve güya hiçbir şey işitmemiş gibi ayağa kalkarak:
Namazım geçiyor! Diye hiddetli hiddetli söylendi ve korkunç bir gölge gibi muhafızlarının bulunduğu yere doğru yürüdü. Şamilin silah arkadaşları, başbuğun sakin gözlerini o anda kaplayan korkunç nefret ve hiddet ifadesine ömürlerinde bir kerecik bile tesadüf etmediklerini, muharebelerin en azgın demlerinde bile bu kadar sükunetini kaybetmediği hayretler içinde müşahede etmişlerdi.
Çarın zümrütlerinden yeşil ve hazinelerinden parlak bakir çimenler üzerinde, sırtını düşmanlarına ve yüzünü Tanrısına çevirerek namazını kılan Şamil, avuçlarını açarak dua ederken, kendisine bu kadar alçakça bir teklifte bulunmağa cesaret eden bu saygısız Çar elçisine karşı Tanrıdan sabır ve sükunet diledi. Kafkas muharebelerinin müşkül anlarında büyük ve cüretkar kararlarını vereceği zaman bu kement ve tuzağa düşmez Dağıstan arslanı, Tanrının huzuruna koşar ve en isabetli kararlarını bu büyük hak ve hikmet divanında verirdi.
Bu gün dünyanın beşte birine hükmeden mağrur ve azametli Rus Çarının ayağına kadar gönderdiği elçisine vereceği cevap, Kafkasya'nın mukadderatı üzerinde yeni ve daha kanlı sahneler yaratabilecekti. Çarın hilekar tekliflerine boyun eğerse vatan ve şeref mahvolacak, şahlanan mukaddes ihtilal diz çökecekti. Sert ve menfi bir ret cevabı Kafkasya'yı yeni baştan kana ve ateşe boğabilirdi. İşte bu çok nazik durumda, Tanrı kahraman kuluna ilham verdi. Şamil son ve kati karanı bu ilhamdan alarak şu yamçının üzerine çöken ve vatan topraklarına bir yara kabuğu gibi yapışan sırmalı ve kordonlu Çar bendelerinin yanına döndü ve bütün Kafkasya'nın sönmez hıncını söken bir sesle gürledi:
"- General! O Nikolaya git ve de ki: Senin yerinde eğer şu anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil teklifleri bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevabımı, şu kırbacım verirdi."
General Klug Fon Klugeğav, hiç beklemediği bu cevap karşısında şiddetle irkildi ve sapsarı kesildi. Hiddetinden her tarafı titriyor ve dişleri birbirine çarpıyordu. Şamil sözüne pervasız ve tekellüfsüz devam etti: "-Söyle ona! Başında bulunduğum bu kahramanlar sürüsünün kalplerinde kökleşen bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kolları kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiçbir kuvvet men edemeyecektir.
Bu uğurda bütün evlat ve ayalimi kılıçtan geçirseniz, son zürriyetimi kurutsanız, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim. Son cevabım budur General: Ben Nikolayı tanımıyorum!..." Şamil, artık konuşulacak başka bir şey kalmadığını ve bu mülakatın bittiğini anlatmak için sözünü bitirir bitirmez, şiddetle ayağa kalktı. General ile maiyeti de ister istemez ayağa kalkmışlardı. Efendisine karşı çok fena bir mevkie düşen bu kibirli Çar elçisi harekete hazırlanırken, Şamil bu din ve vatan düşmanının elini sıkmakta bir lahza tereddüt geçirdikten sonra düşündü ki, kendi karargahında misafir vaziyetinde bulunan bu adam aynı zamanda bir emir kulundan başka bir şey değildi. Hem de Türk muharipliğinin asil geleneğine göre elçiye zeval olmamak lazım gelirdi.
Generale bir misafir ve bir elçi sıfatıyla elini uzatmakta mahzur görmemişti. Fakat tam bu sırada, Şamilin yanı başında heybetli bir gölge belirdi, bileğine yapışarak yaralı bir arslan gibi ortalığı sarsan bir sesle kükredi: "İmam : Gavura elini sürme kirlenirsin!" Bu kükreyen arslan, Şamilin en çok sevdiği ve güvendiği naiplerinden Ahulgohlu meşhur Surhay handı.
Bu mülakat yüzünden birçok hakaretleri bile bile hazmeden Generalin artık tahammülü kalmamıştı, hiddetinden silahına bile sarılmağa vakit bulamayarak, sakat vücudunu sürükleyen koltuk değneğini kaldırıp Surhay hanın üzerine atıldı. Surhay han esasen tetikte idi. Generalin koltuk değneğini kaldırmasıyla onun kamasını kınından sıyırması bir oldu. Şamilin arkasındaki iki yüz atlının elleri de bir anda kılıçlarının gümüş kabzalarına gitmişti.
General Klug Fon Klugenav'ın uğradığı bu hezimet haberi Çarın Sarayına yıldırım süratiyle yetişmişti. Birinci Nikola'nın Şamili görmek ve ele geçirmek üzere yaptığı o tantanalı ve masraflı seyahat hazırlıklarını boşa çıkarmamak için Şamil nezdinde bir de Kafkas orduları Başkumandanı General Feze'nin bir mektubu ile başka bir mülakat teşebbüsü daha yapıldı. Şamil bu şahane mektuba da kısa ve keskin bir ret cevabıyla mukabele etmekte bir lahza bile tereddüt göstermemişti. O zaman Rus Başşehri olan Petesburg'daki Kafkasya askeri arşivlerinde hala muhafaza edilmekte bulunan Şamilin bu tarihi cevabı aynen şöyledir: Gimri, 28 Eylül 1837 Ben, Kafkasya'nın hürriyeti için silaha sarılan muhariplerin en hakiri Şamil, Tanrının himayesini çarların efendiliğine feda etmemeğe ahdeden özü, sözü doğru bir Müslüman'ım. Çar Birinci Nikolayı Tanımadığımı, onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmeyeceğini General Klurga anlayabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim. Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi, Çar ile görüşmek üzere beni hala Tiflise davet edip duruyorsunuz.
Bu davete asla icabet etmeyeceğimi şu mektubumla son defa olarak size bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kati kararımı asla değiştirmeyeceğim. Cevabım işte bundan ibarettir. Nikolaya ve kölelerine böylece malum ola. Rus Çar'ının Kafkasya hakkında bütün ümitlerini suya düşüren Şamilin bu sert cevabı üzerine saray küplere binmişti. Çar, siyasetle ve hile ile ele avuca sığdıramadığı Şeyh Şamili, ordularının satvet ve dehşetiyle amana getirmekten başka çare olmadığına iyiden iyiye kanaat getirince sözü tekrar silahların talihine bırakmağa karar verdi.
Çar birinci Nikola, elçilerini tahkir eden, en şöhretli generallerini huzurundan kovan ve nihayet kendisini hiçe sayan Şamili, neye mal olursa olsun ortadan kaldırmayı kati olarak göze almıştı.
Kafkas ordularının başına derhal General Golovin isimli meşhur bir kumandanı geçirerek bu generale her şeyden evvel müthiş bir istila ve intikam planı hazırlamasını irade etti.
Bu plana göre Kafkasya'ya karşı üç ordu birden harekete geçecek, bu ordulardan bir Çerkezistan'ı çiğneyerek Karadeniz'e inecek, ikincisi yukarı Samur kabilelerini itaat altına alacak, üçüncü mühim ordu ise, Çeçenistan'la Dağıstan'ı fethedecekti. Bu planın doğrudan doğruya Şamilin şahsını ve faaliyet merkezini hedef tutan üçüncü ordunun kumandasını General Grabe üzerine almıştı. Son derece gizli tutulan bu istila hazırlığı büyük bir süratle ilerlerken, Çar harimelerini ve ordularını bunca külfetlere sokan Şeyh Şamil birdenbire ortadan silinmiş sesini ve izini kaybettirmişti.
Bu garip ve esrarengiz hadise, Çar Nikolayı sevindireceği yerde büsbütün telaşa düşürdü. Şamilin bu ani sükutu, saraya, Çar ordularına kan kusturduğu buhranlı anlardan daha sıkıntılı geliyordu. Çünkü Allah'a ve zafere aşık olan Şamilin, savaştan çekilmesine, düşmandan yüz çevirmesine imkan tasavvur edilemeyeceğini herkesten iyi Çar biliyordu.
Çarla beraber, irili ufaklı bütün düşmanlar iyi biliyorlardı ki, Şamilin bu ansızın susması ve kaybolması, olsa olsa yeni ve daha müthiş bir hamleye hazırlanmak üzere hız almaktan başka hiçbir mana ifade edemezdi.
Devamı Var
Menüye Dön