Balkanlara Doğru

Yerine geçen II. Mehmed 30 Mart 1432 pazar günü sabahı güneşin doğduğu dakikada Edirne Sarayında doğmuştur. 19 yaşında idi ve iki defa tahta oturmuştu. Saltanat tecrübesi olduğu gibi babasının yanında seferlere de katılmış, kumandan olarak yetiştirilmişti. Fırsattan faydalanmak isteyen Karaman üzerine bir sefer yaptıktan sonra artık bir kangren haline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün varlığını bu mevzuda teksif etti. Rumeli Hisarı'nı yaptırıp Yıldırım'ın karşı kıyıda yaptırdığı Anadolu Hisarı ile beraber boğazı kestikten sonra 1452-53 kışını Edirne'de dehşetli harp hazırlıkları içinde geçirdi. 23 Martta ordusu ve cihânın o ana kadar görmediği hesaplarını bizzat yaptırıp döktürdüğü, Ortaçağ'a son verecek topları ile Edirne'den hareket etti. 6 Nisan'da Bizans muhasarası başladı. 18 Nisan'da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk ince donanması karadan Haliç'e indirildi. 29 Mayıs sabahı yapılan nihaî taarruzda Bizans, düştü. Orta-Çağ'ın -kimseye asla açılmayan- en müstahkem surları geçilmişti.

Çeşitli bakımlardan 29 Mayıs 1453, Ortaçağ'ın sonu sayılır. Türk tarihinin en müstesna olayı sayılarak "Feth-i Mübîn" denilmiştir. Dünyanın en büyük kilisesi ve bütün Avrupa'nın ayakta kalan en eski yapısı (VI. asır) olan Ayasofya, camiye çevrildi. Bütün Ortodoks Hristiyanların başı olan Cihan Patrikliği ilga edilmedi. Bizans İmparatorlarının yerine padişahın himayesi altına alındı. Bu suretle artık "Fatih" denen 21 yaşındaki padişah, Katolik Avrupa'ya cephe aldı ve Hristiyan dininin Katolik mezhebinde birleşmesini önledi. İstanbul taht şehri seçildi ve hızla imarına başlandı. Fethin İslam ve Hristiyan dünyasındaki akisleri muazzam oldu. Cihan tarihinin en büyük hâdiselerinden biri olarak telakki edildi.

Osmanlı Cihan Devleti'nin temelleri atılmış oldu. Devlet, 1402'de Yıldırım Han'ın bıraktığı güç çizgisini geçti.

Yeni Çağ'ın eşiğinde dünyanın nüfusu 400 milyon kadardı (275 milyon Asya, 70 milyon Avrupa, 40 Afrika, 15 milyon Amerika).Fatih Sultan Mehmed Han'ın cihan siyaseti başlıyordu. Anadolu'da henüz Yıldırım'ın bıraktığı Fırat-Toros çizgisine erişilmemişti. Ama Ankara felaketinin bütün yaraları sarılmıştı. Avrupa'da tek başına Türkiye'ye karşı gelebilecek devlet mevcut değildi. Cihan politikası için denizlere doğru açılmak ve denizlerde Venedik'in üstünlüğünü mutlaka geçmek icab ediyordu. Türkiye İmparatorluğu, iki kıtanın iki yakasına öylesine kudret ve azimle yerleşmişti ki, cihan devleti olması, adeta kaçınılmaz bir kader, tarihî bir mukadderattı.

Son

Menüye Dön