Tanzimat
Devlet, çok büyük bir bozgundan çıkmıştır. Bir milyon göçmen, Balkanlardan İstanbul'a ve Anadolu'ya akmıştır. Esasen iflas halinde olan maliyeye, bir de Rus tazminatı binmiş, bu tazminatı padişah, saltanatının sonuna kadar her yıl muntazam ödemiştir. Sultan Aziz'in bıraktığı dünyanın 4. ordusu ve 3. donanmasını o seviyede ayakta tutacak mali güç kalmamıştır. Bu durumda büyük yatırımlar yapılamadığı için, Avrupa ile olan mesafe çok açılmıştır. Padişah buna rağmen bayındırlık eserlerine, bilhassa eğitime çok ehemmiyet vermiştir. Bu devirde o kadar çeşitli düşmanlara yeni bir unsur, Ermeniler de eklenmiştir. Osmanlı Ermenileri'ni, İngiltere ve Rusya ile dış Ermeniler kışkırtmışlardır. Bu kışkırtma çok sistemli ve büyük ölçüde olmuş. Anadolu'da yer yer ayaklanmalar çıkarılmış, Türk ve Kürt köyleri basılarak binlerce Müslüman işkenceyle şehit edilmiştir. Patırdı, büyük şehirlere, hatta İstanbul'a bile sıçratılmıştır. Padişah, bunlara sert şekilde cevap vermiş, Ermeni patırtılarını derhal ezmiştir. Zira Berlin muahedesi'nin 61. maddesi, bugün üzerinde 19 il bulunan 6 Osmanlı vilayetinde (eyalet), Ermeniler lehinde ıslahat emrediyordu. Padişah, bu maddeye imza koymaya mecbur kalmakla beraber, saltanatı boyunca asla tatbik etmemiş ve büyük devletlerin en feci baskıları bile II. Abdülhamit'e 61. maddeyi tatbik ettirememiştir. Bugün Doğu Anadolu'nun Türkiye'ye dahil olması, bu politikanın neticesidir. II. Abdülhamit'in Ermenilere sert tedbirler almaya mecbur kalması neticesinde Avrupa'da kendisine "Kızıl Sultan" unvanı verilmiş, bu unvan sonra Türkiye'de bu padişahın muhaliflerince de - zamanımıza kadar - kullanılmıştır.
XX. asrın eşiğinde Sultan Abdülhamit rejimi prestijinin zirvesinde iken, yeni asrın ilk yıllarından itibaren bu prestij büyük kayıplara uğramaya ve sonunda yıkılmaya başladı. Makedonya meselesi, bunda birinci derecede rol oynadı. Makedonya'nın tamamı, Türkiye'nin elindeydi. 96.400 km2 olan bu ülkede o devirde 4 milyona yakın nüfus yaşıyordu. Bunun yarısı kadarı Müslüman (Türk ve Arnavut), yarısı kadarı da Hıristiyan'dı (Bulgar, Yunan, Sırp vs.). Ülkede 3 Türk eyaleti bulunuyordu (Selanik, Manastır, Kosova=Üsküp). Makedonya'da Bulgar faaliyetleri çok genişti, büyük çeteler teşkil edilmişlerdi ve Türkler'den fazla, Yunan ve Sırplar'ı ezip tek başlarına kalmak istiyorlardı. Büyük Devletleri'in eli, Makedonya'dan eksik olmuyordu. Bütün bu kargaşalığa merkezi Selanik'te bulunan II. Ordu nezaret ediyordu. En genç subaylar bu orduya gönderiliyor ve devamlı çete (gerilla) savaşlarıyla, ruhen çeteci haline geliyorlardı. 1902 - 1903 Makedonya ihtilali bastırılmakla beraber, Bulgar gerillalarına silah bıraktırmak mümkün olmadı.
Bu devirdeki başlıca dış meseleler ise şöyledir: Fransızlar, Tunus'u işgal ettiler (12 Mayıs 1881). Tunus, Berlin Konferansı kulislerinde Fransa'ya bırakılmıştı. II. Abdülhamit, çok şiddetli protesto etmekle beraber, Tunus'u kurtaracak durumda değildi. Berlin Anlaşması, Tesalya sancağını Yunanistan'a bırakıyordu (13.488 km2). Padişah, anlaşmanın bu maddesini 3 yıl savsaklamaya muvaffak olduysa da, sonunda baskılara karşı koymak mümkün olmadı. Tesalya, Yunanistan'a geçti (2 Temmuz 1881). Mısır'a İngilizlerin müdahalesi (15 Eylül 1882), Bulgaristan prensliği ile Doğu Rumeli eyaletinin birleşmesi (18 Eylül 1885), Avrupa siyasetinin mühim meseleleri olarak yıllarca Büyük Devletleri ve Babıali'yi işgal etti. Büyük Devletler'e arkasını dayayan Yunanistan, Girit ve Yanya vilayetlerine de göz dikmişti. Babıali, Yunanistan'a harp ilan etti. Bu kısa savaşta (18 Nisan 20 Mayıs 1897) Türkler, Yunan ordusuna yıldırım harbiyle ezdiler. Atina yolu Türk ordusuna tamamen açılmışken Büyük Devletler müdahale ettiler. Türkiye, kazandığı savaştan hemen hiç bir kar etmeksizin çıktığı gibi, Girit'e Yunanlılar lehine imtiyazlar vermeye de mecbur kaldı.
Devamı Var
İleri