Anadolu'ya gelen Şeyh Cüneyd bu ülkede kendi maksadı için belki de ümit etmediği derecede elverişli bir zemin buldu. Dolaştığı köylüler ve göçebeler arasında Şiî ve Şiîliğe eğilimli ve müsait pek çok topluluklar ile karşılaştı. Şimdi burada şu suali sormak yerindedir: Cüneyd Anadolu'ya geldiğinde Şiî mi idi? Bu soruyu cevaplandırmak kolay olmakla beraber onun bu ülkeye geldikten sonra Şiîliği kabul etmesi de mümkün, hatta belki muhtemeldir. Cüneyd'in Anadolu'da yalnız ünlü bir tarikatın şeyh ailesine mensup olarak değil, aynı zamanda bir seyyid olarak dolaştığı da muhakkaktır. Hatta bu sıfatla onun gibi muhteris bir adamın Şiîliği müsaid karşılaması tabiî görülebilir. Cüneyd'in Anadolu'daki faaliyeti hakkında malum olduğu üzere pek az bilgi vardır. Bu bilginin çoğunun da Aşıkpaşazâde'ye borçluyuz. Cerbezeli, telkin kabiliyetine sahip ve aynı zamanda faal bir insan olduğu anlaşılan Safevî şeyhi dolaştığı köylü ve göçebe Türkler arasında sayısı hiç de az olmayan bir topluluğu kendisine mürid yaptı. Hatta Cüneyd bunlardan beş-on bin kişilik silahlı bir kuvvet de meydana getirmeye muvaffak oldu. Kendisinin Hz. Ali evladından olduğunu iddia etmesi, faaliyetinin siyasî bir gayesi olduğunu da gizlememesi, köylü ve göçebe Türklerin iktisâdî durumlarının her halde iyi olmaması ve bilhassa siyasî bakımlardan tatmin edilememiş bulunmaları, Cüneyd'in başarılarının diğer mühim sebeplerini teşkil ederler.
Şeyh Cüneyd, başına topladığı bu beş on bin kişilik silahlı müridleri ile Trabzon Rum devleti topraklarına girerek burada yağmalarda bulundu. Hatta bizzat Trabzon şehrini kuşattı ise de fethedemeyeceğini görerek kuşatmayı kaldırdı. Bu esnada Uzun Hasan Beğ, Ak-Koyunluların başı mevkiine yükselmişti (1452). Cüneyd, onun yanına gitti. Hasan Beğ, Safevî şeyhine iyi bir kabul gösterdiği gibi, kız kardeşi Hadice Begim'i de onunla evlendirdi. Sünnîlik ilkelerine kuvvetli bir şekilde bağlı bulunan Ak-Koyunlu hükümdarının bu şekilde hareket etmesinin daimî tehdidi altında bulunduğu Kara-Koyunlu Cihan Şah Mirza'ya karşı Cüneyd'in kuvvetlerinden faydalanmak gayesi ile ilgili olduğu âşikârdır.
Buna ilave olarak Cüneyd'in bu sırada kendisini mutedil bir Şiî şekline göstermiş olduğu da düşünülebilir. Bu husus ne olursa olsun Safevî şeyhi uzun yıllar kaldığı Anadolu'dan bir kısım müridleri ile birlikte Erdebil'e döndü. Şeyh Cüneyd çok geçmeden Çerkesler ülkesine gaza yapmak için harekete geçti. Çünkü müritlerini geçindirmesi icap ediyordu. Aynı zamanda bu gaza ile ün kazanacak ve müritlerinin sayısı artacak idi. Şirvan hükümdarı Halilullah'ın ülkesinden geçmesine rıza göstermeyeceğine ehemmiyet vermedi. Onunla dahi vuruşmaşı göze aldı. Sayısı az, fakat şeyhleri uğruna hayatlarını seve seve vermeye hazır müritlerinin yiğitçe savaşarak Şirvan askerlerini yeneceklerine inanıyordu. Gerçekten müritleri fedâkârca döğüşmelerine rağmen Cüneyd, Şirvan Şah'a yenildi ve hatta muharebe meydanında kaldı (1460). Cüneyd'in şu faaliyeti Anadolu'nun o zaman ne kadar faal insan gücüne sahip olduğunu göstermesi bakımından da kayda değer.
Bu mağlubiyet Safevî tarikatı müritlerinin dağılmasına, hatta tarikatla bağlarının gevşemesine veya zayıflamasına sebep olmadı. Çünkü şeyhlerin oğulları vardı. Onlar Cüneyd'in vasiyetine uyarak çocuk yaşta olmasına rağmen Ak-Koyunlu Uzun Hasan Beğ'in kız kardeşinden doğan oğlu Haydarın etrafında toplandılar. Cüneyd'in yetişkin başka oğlu varken çocuk yaştaki Haydar'ı halef tayin etmesi, anlaşılacağı üzere sebepsiz değildi. Haydar anası cihetinden asil olduğu gibi aynı zamanda lüzumu halinde dayısının destek ve himayesini de elde edebilecekti. Gerçekten çok geçmeden Uzun Hasan Beğ, Cihan Şah'ı ve oğlu Hasan Ali'yi yenerek Kara-Koyunlu devletini ortadan kaldırmış, Horasan'dan Sivas bölgesine kadar uzanan geniş sahada bir imparatorluk kurmuştu (1468).
Devamı Var
İleri
