KÂTİP ÇELEBİ
Kâtip Çelebi Efendi, gerçekten çelebi huylu ve efendi olduğu için, sadece bıyık altından gülerdi bu takılmalara. Ciddiye almazdı. İlmin satırda değil, sadırda (göğüste) olduğunu o da bilirdi. Ama, onca kitabı bir araya getirmenin imkânsızlığı karşısında, yüzlerce, binlerce eseri okuyup unutmak tabiî olduğuna göre, onların hiç değilse konularını bir deftere kaydetmenin faydasını kendisi tecrübeyle biliyordu.
Nitekim, geceler birbirini kovalayıp defterler birbiri üstüne yığıldıkta muazzam bir cilt meydana geldi. Bir zamanlar Halep çarşılarında yel yepelek yelken kürek koşuşup duran Kâtip Çelebi, çalıştığı yerde halifeliğe kadar yükseldi. Meydana getirdiği eserleri merak sahipleri Osmanlı ülkelerinin dışından gelerek tetkik eder oldular.
Taş bir medrese odasında, mum ışığında göz nuru dökerek meydana getirdiği o koskoca eser Keşfüzzünûn, o zamana kadar bilinen ilimler hakkında yazılmış bütün eserleri özetleyen eşsiz bir kitap olmuştu.
Öyle ki, elden ele yazma kopyaları çıkarılarak çoğaltılan kitap, Batı dünyasında Hacı Kalfa diye anılan Hacı Halife'nin, yani Kâtip Çelebi'nin en değerli eserlerinden sayıldı.
Keşfüzzünûn, üç yüzden fazla fen ve bilim dalında yazılmış 1450 kitabın fihristini, ansiklopedik bir mahiyette sıralayan, bu eserler hakkında, kısa ve özlü bilgiler veren eşsiz bir bibliyografyadır. Kâtip Çelebi'nin Cihan-nümâ'sı, Fezleke'si, Tuhfetü'l-Kibâr'ı, Mîzânü'l-Hakk'ı, Düstûru'l-Amel'i ve Takvîmu't-Tevârîh'i başta gelen eserlerindendir.
Vaktiyle kendisine "Ne yaparsın bre Yeniçeri kâtibi?" diye takaza edenler daha sonra saçları sakallarına karışmış, kadılıklarda kalmış, ilim yolunda ilerleyebilmek için onun eserine başvurarak ancak orada gördükleri eserlerin asıllarını aramaya ve detaylarını öğrenmeye mecbur olmuş insanlar haline gelmişlerdi.
Hacı Kalfa, bildiği yabancı dillerde de eserlerinin tercümelerini, özetlerini meydana getirdi. Böylelikle adını bütün dünyaya duyurdu. İlimleri sınıflandırmak, o yolda yazılmış eserlerin tamamını özetlemek suretiyle Türk dilinin ilk bibliyografyasını, kitap, bilgisi ve listesini meydana getirmek şerefi, tarihimizde ilk kez ona nasip oldu.Bir gün, devrin tanınmış şairi Şeyhülislâm Yahya, bir konuşma sırasında, Kâtip Çelebi'ye şöyle der: Çelebim, bin ciltten fazla tarih kitabınız olduğu söyleniyor, doğru mudur? Evliya Çelebi bu soruyu : Olmak gerektir...şeklinde cevaplandırır.
Şeyhülislâm Yâhya, bu cevabı şüpheyle karşılar. Buna üzülen koca bilgin, ertesi gün, çarşıdan on katır kiralar. Beş yüz kadar kitabı bu on katıra yükler, Şeyhülislâmın konağına gönderir. Şu haberi de kendisine iletir : Evde kalanların sayısı bundan daha fazladır. İsterlerse gelip görebilirler. Kâtip Çelebi'ye göre bilim, topluma biçim ve yön veren, toplumu ayakta tutan bir kılavuz, bir gerçekler topluluğudur. Bilginler ise, insanın kalbi ve beyni değerindedir. Bilimin her türlüsü yararlıdır. Bu yüzden Kâtip Çelebi'ye, ansiklopedi gözüyle bakılır çoğu zaman...
Eskiler bu gibilere kırk ambar derler. Her şeyden söz açar, her şeyi bilir bunlar... Örneğin, Kâtip Çelebi'nin Cihannümâ adlı çok tanınan ve çeşitli yabancı dillere çevrilen eserini ele alınız. Bu kitaba yalnız dünya coğrafyası gözüyle bakamazsınız. Memleketlerin her şeyinden bahseder. Tarih, coğrafya, ekonomi, siyaset, ahlâk ve daha başka şeyler...
O devirde birçok doğulu bilginler, dünyanın tepsi gibi düz veya sarı öküzün boynuzları üzerinde durduğunu savunurlarken, Kâtip Çelebi, Cihannümâ adlı eserinde, dünyanın yuvarlak olduğu ve güneşin çevresinde döndüğü inandırıcı bilgilerle ispat edilmektedir. Onun bu derece müspet bilimlere bağlı. kalması, devrinde birçok medrese hocalarını kendisine karşıt yapmış, bu yüzden onlarca sevilmemiştir.
Kâtip Çelebi'nin Mîzânü'l-Hakk adlı eserinde çeşitli olaylar müspet bilimler süzgecinden geçtikten sonra yorumlanmakta ve sonuçlar çıkarılmaktadır.
Düstûru'l-Amel adlı eseri, devlet gidişatını eleştiren, doğru yolları gösteren bir başka eseridir. Tuhfetü'l-Kibâr denizcilikten, Dürer-i Münteşire ise hukuktan bahseder. Kâtip Çelebi, en verimli çağında, 1657 yılının 6 Ekim Cumartesi günü 48 yaşındayken hayata gözlerini kapamıştı. O gün, ardında, yirmiden fazla eser bırakıyordu. Bu eserler, kısa bir süre sonra, Avrupalı bilginlerce hemen kendi dillerine çevrilecek ve basılacaktı.
Kâtip Çelebi, eserleri arasında tarihe büyük bir önem vermiş olmakla birlikte, tarihî olayları tam bir tarafsızlık içinde vermesini bilen bilginlerimizin başında gelir. Onun Fezleke adlı eserinde, Osmanlı padişahlarını ve idarî açıdan yetersiz devlet adamlarını acı bir dille yerdiğini sık sık görürüz.
Son