KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN
Hamasi bir şiiri şöyledir :
Gözüne sürme deyu dûd-i siyahı çekelim Pâyimâl eyleyelim kişverini sürh-serin Yürüyüp her yanda şarka sipahi çekelim.
Hayatının sonlarına doğru söylediği beyitler arasında son derece kıymetli vecizeleri mevcuttur. Bunlardan biri :
Halk içinde muteber bir nesne yok Devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Babasının, 1520 tarihinde Çorluda gözlerini hayata yumması üzerine, Veziriazam Pîri Mehmet Paşa, Kanûnî Süleymanı saltanat tahtına davet etti. Kanûnî Süleyman, Osmanlı Padişahlarının onuncusu olarak 1520 tarihinde 26 yaşında padişah olarak tam kırk altı yıl saltanat sürmek bahtiyarlığına ulaştı. Babası ona zengin bir hazine, geniş bir ülke, kuvvetli ve tecrübeli bir ordu bırakmıştı. Kanûnî, XVI. asırda Türklerin hakanı, bütün Müslümanların Halifesi ve yeryüzünün en büyük hükümdarı oldu. Tarihte bu asra, Türk Asrı adı verilmektedir. Medeniyette ise Türkler, dünyanın en üstün mertebesine yükseldiler.
Kanûnî, azamet ve haşmetini ifade eden şu mektubunu, Fransa Kralı I. Faransuvaya yazmıştı : Ben ki, Akdenizin ve Karadenizin ve Rumelinin ve Anadolunun ve Karaman ve Rumun ve Dulkadir Vilayetinin ve Diyarbekirin ve Kürdistanın ve Azerbaycanın ve Acemin ve Şam ve Halebin ve Mısırın ve Mekkenin ve Medinenin ve Kudüsün ve bütün Arap diyarının ve Yemenin ve ecdadımın fethettikleri daha birçok diyarın Sultanı ve Padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Hanım; sen ki Frençe Vilayetinin kralı Françeskosun....
İmparatorluğun sınırlarını doğuya doğru genişleten babası Yavuz Sultan Selim'in aksine Kanûnî Sultan Süleyman, İmparatorluğun Avrupa'da genişletilmesi siyasetini gütmüştü. Belgrad'ın tekrar alınışı, Rodos'un ele geçirilmesi, Fransız Kralı I. François'in Charles Quint'in elinden kurtarılması için Kanûnî 'ye elçi göndermesi ve bu sebeple yapılan deniz ve kara harekâtı, Macaristan seferi, Mohaç meydan muharebesi, Budin'in fethi, İkinci Macaristan seferi ve Viyana'nın kuşatılması, üçüncü Macaristan ve Alman seferleri hep bu siyasetin sonucu idi. Bu arada doğu da ihmal edilmemiş, İran ve Bağdat seferleri yapılmış, Kızıl Deniz'den Hint'e kadar her yere donanmalar gönderilmiş, Aden ve Yemen de İmparatorluk sınırları içine alınmıştı.
Osmanlı tarihinin en ünlü simaları da Kanunî Sultan Süleyman'ın saltanatına rastlayan bu altın çağda görülmüştü. Hükümdar olduğu devirde Mimar Koca Sinan, Fuzûli, Bakî gibi büyük sanatkarlar yetiştiği gibi, Barbaros Hayreddin gibi kahramanlar. Piri Mehmet Paşa, Sokullu Mehmet Paşa gibi büyük devlet adamları da yetişmişti. Kanûnînin eşsiz veziri Piri Mehmet Paşa, ona : Padişahım; Avrupanın kapısı Belgrat, Akdenizin kilidi de Rodostur.! Dediği zaman Kanuni, Vezirinin işaret ettiği yerleri almaya karar verdi.
1521 yılında Belgradı, 1522de de Sen Jan Şövalyelerinin elinde bulunan Rodos Adasını fethetti. Bu fetihlerden sonra vezirliğe Makbul İbrahim Paşayı getirdi. İbrahimi Manisada iken bir köle olarak yanına almış ve kendi terbiyesiyle yetiştirmişti. Kanûnî Süleymanın en büyük seferi Mohaç Savaşıdır. Kanûnî, Macaristanı zaptetmek üzere dört yüz bin kişilik bir ordu ile Macaristana hareket etti. Türk ordusu bütün haşmetiyle Avrupaya girdi. Müttefik bir haçlı ordusu Mohaç Ovasında Türk Ordusunu beklemekte idi.
29 Ağustos 1526 tarihinde Türk Ordusu, aynı yerde harp düzenine girdi. Güneş henüz doğmuştu. Bir ezan sesi, bütün orduyu ayağa kaldırdı. Hepsi kıbleye dönerek namaza durdu. Renk renk ve çeşit çeşit kavuklu dört yüz bin Türk askeri, zümrüt yüzlü bu ovada açmış çiçeklere benziyordu. Tanrı huzurunda bir huşu içinde namaz kılan askerler, diz çöküp ellerini göğe kaldırarak Cenabı Haktan zafer niyaz ettiler. Namazdan sonra Kanûnî Süleyman parlak bir zırh giymiş olduğu halde otağının önüne konulmuş tahtına oturdu. Bu anda padişahın dokuz tuğu açıldı. Bundan sonra da tekbirlerle sancak açılarak alemdarlar etrafı sardılar. Orduyla gelen Hazine-i Hümayun da ihtiyatta muhafaza altına alındı.
Bundan sonra saflar arasından en yaşlı bir asker tahtın önüne gelip diz çöktükten sonra Padişaha karşı : Padişahım, dünyada harpten şerefli ne var? diye bağırdı. Bu sözü, bütün ordu tekrarladı. Sözü söyleyen yaşlı asker yerine döndüğü zaman ordunun büyük bir çoğunluğunu teşkil eden sipahiler atlarından indiler. Ellerindeki palalarını yere koyup üzerine bastılar, sonra palalarını kından çıkarıp hep bir ağızdan : Padişahım, din-i millet uğruna baş vermeğe geldik, hazırız! diye bağırdıktan sonra üç defa başlarına toprak serperek sipahi yeminini ettiler.
İleri