KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN
Bu merasim bittikten sonra Kanûnî taarruz emrini verdi. Sipahiler sağ ve sol kanatlarda, yeniçeriler ve padişah ise ordunun kalbinde yer aldılar. Taarruz başlamadan önce mehter takımı cenk havaları çalmaya başladı. Geleneğe göre harp bitinceye kadar mehter çalardı. Fil ve develerin üzerindeki büyük köslerin çıkardığı sesler her tarafı inletirdi. Taarruz başlayınca ilk defa Azaplar, bunların arkasından da yeniçeriler hücuma kalktılar. Macar Kralı Lui de ağır Macar süvarileriyle karşı taarruza geçti. Düşmanı içeri çekip bir anda cep içine aldılar. Bu anda sağ ve sol kanatlardaki sipahiler müttefik ordusunu sarıverdiler. Kanlı bir savaş başladı.
Bu anda Macar Kralı Lui de öldü. Bütün ordu perişan olup, bir kısmı da esir düştü. Mohaç seferi iki saat sürdü. Bu çeşit yıldırım harbi tarihlerde yazılı değildi. Kanûnî, Mohaç Seferiyle bütün Macaristanı fethetti. Ertesi gün de, kralın sarayında zafer tebriklerini kabul etti.
Alman İmparatoru Şarlkenin kardeşi Ferdinand, Macaristan topraklarına taarruza geçti. Bunun üzerine Kanûnî Süleyman, 1529 tarihinde büyük bir ordu ile Almanların üzerine yürüdü. Karşısında bir ordu görmeyince Viyana şehrini kuşattı. Fakat ağır toplar getirmediğinden dolayı Viyana şehri alınamadı. Ancak Türk akıncıları Almanyanın göbeğine kadar akınlar yaptılar. Bunun üzerine bütün Avrupa heyecana kapıldı.
Kanûnî, batı seferlerinden sonra İran üzerine de bir sefer tertipleyerek Bağdatı fethetti. Türk orduları karalara hakim olduğu sıradaa, Türk Amiral Barbaros Hayrettin de Akdenizde Türk bayrağını dalgalandırıyordu. Barbaros Hayrettin, Venedikli Amiral Andrea Doryanın donanmasını Prevezede mağlup etti. Bu büyük deniz zaferi neticesinde Akdeniz, bir Türk Gölü haline geldi. Aynı zamanda Türk donanması, Hind Denizinde de Portekiz sömürgecileriyle savaşa devam etti.
Kanûnî, son zamanlarında çok sevdiği Haseki Sultanı, Hürrem Sultanla vaktini geçiriyordu. Nihayet ihtiyarlığında Roksolan adlı bu Rus kızının nüfuzu altında kaldı. Hürrem Sultan, oğlu Sarı Selimi tahta çıkartmak için bir Türk anadan doğan Şehzade Mustafayı Konya Ereğlisinde katlettirdi. Kanûnîye kadar bütün Türk padişahları Türk anadan doğan çocuklardı. Fakat Mustafanın ölümü ile Hıristiyan anadan doğan çocuklar da tahta geçmeye başladılar. Bundan sonra İmparatorluğun çöküşü başladı. Hürrem Sultan, damadı Hırvat Rüstem Paşayı Sadrazam yaptırdı. Bu vezir rüşvet alma usulünü meydana getirdi. Kanûnînin en son veziriazamı Sokullu Mehmet Paşa idi. Bu kudretli vezir, memleketin dış siyasetini başarıyla idare etti. Fakat Tımar usulünü bozmak suretiyle de bir kötülük yapmış oldu.
Kanûnînin 71 yıllık muhteşem yaşantısının on üçüncü ve sonuncu seferi Zigetvar üzerine oldu. Vergiye tâbi tuttuğu Alman İmparatorunun sözünü yerine getirmediğini gören Kanûnî, yaşlı, hasta ve bitkin haline rağmen bu sefere çıkmıştı. Kendisini hiç de iyi hissetmiyordu. İlk defadır ki bir seferde araba içinde yol alıyordu. Kanûnî., 46 yıllık saltanatının 10 yıl 3 ay 5 gününü seferlerde at sırtında geçirmişti. 5 Ağustos 1566 günü, Macaristan toprakları üzerinde, Almanların elinde bulunan Zigetvar Kalesi'nin muhasarası başladı. Kanunî Sultan Süleyman Hân, otağından bu kuşatmayı izliyordu. Her geçen gün biraz daha bitkinleşmekteydi. 71 yaşındaki cihan padişahı, kuşatmanın birinci ayı dolarken artık yatağından kalkamaz hale gelmişti.
Bin bir şan ve şerefle dolu bir ömür tükenmek üzere idi artık. Pîri Mehmet Paşa, Makbul İbrahim Paşa, Ayas Paşa, Hadım Süleyman Paşa, Rüstem Paşa, Semiz Ali Paşa, Sokullu Mehmet Paşa gibi büyük sadrazamlar, Barbaros Heyrettin Paşa, Aydın Reis, Pîri Reis, Turgut Paşa, Seydî Ali Reis gibi yaman kaptan-ı deryâlar, Piyâle Paşa, Uluç Ali Reis gibi namlı denizciler, Devlet Giray, Lala Mustafa Paşa gibi ünlü kumandanlar, Koca Mimar Sinan, Karahisarî, Nakkaş İbrahim, Fuzulî, Bakî gibi ölümsüz eserler bırakan dev sanatçılar arasında geçen 46 yıllık saltanatın son demleri gelmişti.
Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi Olmayâ devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi Saltanat dedikleri bir cihân gavgasıdır Olmayâ baht u saadet dünyada vahdet gibi
sözlerinden oluşan ölümsüz mısraların da güçlü şairi olan cihan padişahı Kanûnî Sultan Süleyman Hân, 7 Eylül 1566 Cumartesi, günü sabaha karşı harp alanındaki otağında top sesleri, kılıç şakırtıları, kös gümbürtüleri ve mehter növbetleri arasında son nefesini verirken Zigetver Kalesi düşmek üzere idi.
Bu nedenle büyük Sadrâzam Sokullu Mehmet Paşa, cihan padişahının vefat haberini askerden sakladı. Otağda, Hekimbaşı Kaysûnizâde Mehmet Çelebi tarafından tahnit işlemleri yapıldı. Bu işlem sırasında hazır bulunan Hünkâr Başimamı Derviş Efendi dinî görevleri yerine getirdi. Ve üç kıtaya hükmeden koca imparatorluğun büyük padişahı, tesadüfün garip bir cilvesiyle üç ayrı yerde kılınan üç cenaze namazı sonunda İstanbul'da adını taşıyan caminin yanındaki türbesinde ebedî istirahatgâhına tevdi olundu.
İlk Sayfaya Dön