SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN
Albertine Juvaideh'in araştırma sonuçlarına göre padişah bu yolla mesela Bağdat Vilayeti ekilebilir topraklarının 1/3'üne kadar salıip olmuştur. Filistin, Musul, Basra ve diğer bazı vilayetlerde de durum farklı değildir. Çiftlikat-ı hümayun denilen bu politikanın tüm boyutları henüz araştırmaya muhtaç olmakla birlikte, padişahın otoritesini sağlamlaşrırma aracı olarak başarılı olduğunda kuşku yoktur.
Düyûn-u Umumiye'nin bir başka boyutu da olumlu ve olumsuz yanlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken yabancı sermaye girişidir. Düyûn-u Umumiye'den sonra borç veren ülkeler artmış, fakat Osmanlı yer altı ve yer üstü kaynaklarının işletme hakları Fransız, İngiliz ve AIman şirketi ve bankalarına bırakılmıştır.
Osmanlı Bankasının öncülüğünü yaptığı bu bankalar ve bağlantıları Osmanlı topraklarında imtiyaz bölgeleri kurmaya çalışarak, memleketin yabancı devletler arasında ekonomik nüfuz bölgelerine ayrılmasına yol açtılar.
Özellikle demiryolu alanındaki mücadele Almanya'nın zaferiyle ve ülkede müthiş bir nüfuz kurmasıyla sonuçlanmıştır. Padişah, Almanya'nın desteğiyle İstanbul'dan Bağdat'a kadar demiryolu yaptırmaya karar vererek (1902) Alman dış politikasının Irak'a girmesine de yol açmıştır. Bu karar, bir yandan da Alman İmparatorluğu ile Osmanlılar arasında yakınlaşmaya zemin hazırlayacaktır.
Bütün bu diplomatik faaliyet ve manevralar da aynı şekilde tarihçiler arasında farklı algılanmıştır. Bazı kesimler onun dahi bir dış politika izlediğini iddia ederken diğerleri tam tersini iddia etmektedirler.
Bayram Kodaman, II. Abdülbamid'in dış politika hedefınin "toprak bütünlüğü ve menfatlerini" korumak olduğunu kaydettikten sonra, devletin gücü ve hedefleri arasındaki dengeyi korumanın idraki içinde "Statükocu ve barışçı" bir dış politika benimsendi demektedir. II. Abdülhamid bunu askerî yoldan değil, diplomatik yoldan yürütebileceğine inanarak diplomasiye ve istihbarata önem vermiştir.
Gerçekten de onun dış politikasında savaş yoktur. Hatta 93 Harbi diye meşhur Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra savaştan nefret ettiği söylenir. Nitekim onun dış politikası maceracı değil, fakat tavizkârdır denilebilir. Çünkü II. Abdülhamid dış politikasında en başta Anadolu ve Rumeli'yi korumayı esas almıştır.
Bu amaçla da 1878'de Kıbrıs, 1881de Tunusu, 1882'de Mısır'ı feda etmek zorunda kalmıştır. Onun bu politikasının belirlenmesinde uzun süre İngilizlerin rolü olduğu artık iyi bilinmektedir. Bununla birlikte gözden çıkardığı yerler dışında -zaten o dönemde devletin Mısırı Tunus'u vs. koruyacak askeri gücü de yoktu- asla tavizkâr davranmadığı da bir gerçektir.
Mesela Berlin Anlaşması sonrasında devletlerarası rekabetin Türkiye üzerinde yoğunlaştığı bir dönemde Doğu Anadolu'da Ermeni ve Girit'te Yunanlıların taleplerine karşı ısrarlı ve inatçı olabilmiş, buralar için tahtını ve canını feda edebileceğini söylemiştir.
Bunun en somut örneği Yunanistan ile savaşı göze alması ve kazanmasıdır. Bu savaşta Avrupa devletlerine rağmen padişahın savaşı kabul etmesi dikkat çekicidir. Ancak yine saldırının Yunanistan tarafından geldiği unutulmamalıdır. Bu savaşla ilgili hatırlanması gereken bir husus ise hâlâ Osmanlı Devleti'nin büyük devletlerin baskısı altında olduğu gerçeğidir. Çünkü savaşta Osmanlı ordusu Atina yakınlarına kadar kısa sürede Yunanistan'ı ele geçirmesine rağmen, dış devletlerin müdahaleleri yüzünden çok az bir tazminat dışında bir şey kazanamamıştır.
Bu müdahaleler karşısında II. Abdülhamid yeni bir dış politika izlemiştir. 1876'dan beri Kıbrıs'ta, Mısır'da ve diğer dış olaylarda kendisine dost görünen İngilterenin artık Osmanlı'yı parçalamak amacı taşıdığı düşüncesiyle Almanya ile sıcak ilişkiler kurulmasına öncelik ve ağırlık verilmiştir.
Rusya ve İngiltere'ye karşı riskli, fakat o günün şartları içerisinde gerekli olan bu politika değişikliğinden sonra askerî, teknik ve eğitim alanında iki ülke işbirliğine gitti. Fakat bu politika İngiltere ve Rusya'nın tepkilerini çekmekte gecikmedi. Buna rağmen İngiltere Kralı Edvard ile Rus Çarı. Nikola'nın Reval'de buluşmasına kadar, II. Abdülhamid denge siyasetini uygulamayı başardı.
II. Abdülhamid, Almanya'nın desteğiyle Panislamizm siyasetini uyguladı. Ayrıca düşmanları arasındaki ihtilafları, ajanları vasıtasıyla körüklemek suretiyle Osmanlıya karşı birleşmelerini engelledi. Onun Karadağ'ı Sırbistan'a, Yunanistan'ı ise Bulgaristan'a karşı kullanması sayesinde 1909 yılnıa kadar buraların siyasî çözülme ve uluslaşma çabaları yavaşlatılmıştır. Rumeli, dış politika hedefleri doğrultusunda Osmanlı toprağı olarak kalmıştır.
Devamı Var
İleri