Tarih yönünden uzak başlangıcı olsa bile, Doğu Buhranı, Avrupa devletleri ve Osmanlı Devleti arasında, Napoleon Bonaparte'ın 1798'de Mısır'a girmesiyle ve 1815'de Viyana Kongresi'nde adlandırıldıktan sonra, 1918'de Osmanlı Devleti'nin parçalanması ile yerini Yakın Doğu veya Uzak Doğu Buhranı terimleriyle anlatılan sorunlara bırakarak, bir tarih terimi ve sorunu olarak varlığını devam ettirdi. Bu genel düşünce çerçevesinde Doğu Sorunu adı altında tarihe mal edilmiş olan olaylar sırasıyla şunlardır: 1798'de Napoleon Bonaparte'ın Mısır'a girmesi, 1821'de Yunan Ayaklanması, 1830'da Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın Ayaklanması, 1853-1856 Kırım Savaşı, 1858 Cidde ve Suriye isyanları, 1857-1861 Eflâk ve Boğdan isyanları, 1858-1870 Sırbistan olayları ve 1859-1869 Süveyş Kanalı Meselesidir. Bütün bu olaylar Osmanlı Devleti'nin iç sorunu olarak başladıkları halde, 1856 Paris Antlaşması'nı imzalamış olan Avrupa devletlerinin araya girmeleri ile birer devletlerarası sorun karakteri kazanmışlar ve ilgili bölgelerin özerklik haklarının genişletilmesi ile son bulmuşlardı. Doğu Buhranı 1875'te yeni bir safhaya girdi. Maliyeyi düzenlemek amacıyla. 1875'te, Bâb-ı Âli a'şar vergisini dörtte bir arttırdı. Bu karar Hersek'te Sırp Ayaklanması'nın çıkmasına sebep oldu. Ayaklanma 13 Nisan 1875'te Hersek'in birkaç küçük köyünde başladı. Sırplar'in vergi toplayıcılarına saldırmaları Vilâyet garnizonlarının müdahalesine yol açtı. Ayaklanan Sırp köylülerinin çoğu Karadağ'dan aldıkları silâh ve cephaneyle yolları kestiler, köprüleri ele geçirdiler. Ayaklanma kısa zamanda Bosna ve Hersek'in diğer yerlerine de yayıldı. Böylece hem iç hem dış diplomatik bunalımı başlatan bu ayaklanma esasta 1878 yılına kadar sürecek olan "Büyük Doğu Buhranı'nı başlattı.
Bosna ve Hersek Ayaklanması'nın başlamasından sonra Sadaret'e Mahmud Nedim Paşa getirildi. Yeni idareciler grubu istenilen ıslâhatları destekliyor, yalnızca siyasî dengeyi kendi lehine çevirmek istiyordu. Göreve gelir gelmez yeni Hükümet valilerin vilâyetlerdeki yönetimleriyle ilgili değişmeler yaptı. Bir süre sonra, aşara eklenen ek vergiyi kaldırdı, çok sayıda çiftçinin ödenmemiş borçlarının bir kısmını affetti. Bundan başka 20 Ekim 1875'te getirilen İrade ve 12 Aralık 1875'te getirilen Fermanla vergi ve hukuk düzenlerinde Osmanlı Devleti'nde genel ve temelli ıslâhatların yapılacağına söz verdi. Bu çabalara rağmen ayaklanma yine devam etti.
Bosna ve Hersek Ayaklanması, Osmanlı Devleti'ne karşı, Bulgar Ayaklanması'nı başlatmak için kurulan Bulgar ihtilâlci komitelerini teşvik etti. Bu durumdan faydalanan Bulgarlar Nisan 1876 yılında Filibe ve Pazarcık yakınlarında Balkan Dağları'nda bir ayaklanma hareketine girdiler. Bulgarlar, ayaklanma sırasında orada yaşayan Türkler'e katliam ve soykırım yaptılar. Türkleri Bulgarlaştırmaya ve Hristiyanlaştırmaya çalıştılar.
Bosna ve Hersek'te emelleri olan Sırbistan, ayaklanan köylülere her çeşit yardım yapmaktan başka, Rus desteğini sağlayarak Karadağ ile bir antlaşma imzaladıktan sonra 1 Temmuz 1876'da Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etti. Böylece Birinci Balkan Buhranı başlamış oldu.
Bosna ve Hersek Buhranı, Bulgar Ayaklanması ve Osmanlı-Sırp-Karadağ Savaşı, Avrupa devletlerine Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma fırsatı verdi. Balkan Yarımadası'nda kendilerini en alâkalı gören Avusturya-Macaristan ve Rusya, aralarında bir ihtilâfın veya silâhlı çatışmanın çıkmaması için Osmanlı-Sırp-Karadağ Savaşı'nın başlamasından bir hafta sonra Balkan Bunalımı ile ilgili gereken önlemlerin alınması veya görüş birliğine varılması ihtiyacını duydular. Kendi tepkilerini ifâde etmek ve amaçlarına ulaşmak için Rus Çarı II. Aleksandr ve Avusturya-Macaristan Çarı Frans Joseph 8 Temmuz 1876'da Avusturya'nın Reichstat Kasabası'nda Reichstat Antlaşması'nı imzaladılar.
Reichstat Antlaşması, aslında, daha sonra, Osmanlı Devleti'nin Avrupa bölgelerinin Rusya ve Avusturya-Macaristan ve geri kalan bölgelerin ise İngiltere ve Fransa arasında paylaşmasının temellerini atmış oldu. Böylece "Reichstat Antlaşması'yla Doğu Buhranı uluslararası diplomatik değer kazandı. Türk ordularının Ağustos 1876'da Aleksinats'da Sırpları felâkete uğratmaları Doğu Buhranı'na yeni boyutlar kazandırdı. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne gönderdiği ültimatom Sırpları ezilmekten kurtardı. Sırp yenilgisini bahane ederek, fakat çoktandır Karadeniz'i bir Rus gölü haline getirmek, Boğazları ve Balkan Yarımadası'nı kendi kontrolü altına almak ve Doğu Akdeniz'e inmek hevesine kapılmış olan Rusya'nın, Balkan Yanmadası'nda bir müdahalede bulunma ve Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açma ihtimali artmış oldu. Rusya'nın Balkan politikasının gerçek amacı Balkan Yarımadası'nda Türk ve Müslüman olmayan unsurların çıkarlarını korumak değildi. Onun esas amacı kendi istilâcı, ekonomik ve siyasî çıkarlarını korumaktı. Rus Çarlığı sözü edilen dönemde dünyaya hâkim olmak istiyordu.
Doğu Buhranı'nın başlamasıyla Balkan devletçikleri Sırbistan, Yunanistan, Karadağ, 1878'den sonra Bulgaristan da Osmanlı Devleti'nden "kalacak olan" mirastan pay istiyorlardı: Sırbistan, Bosna, Güney Sırbistan ve Makedonya'yı; Bulgaristan-Makedonya, Doğu ve Batı Trakya'yı; Yunanistan ise "Megali İdea" uğrunda Tesalya, Epir, Makedonya, Girit, Batı Trakya, Selanik ve Doğu Trakya'yı işgal edip İstanbul'a inmek istiyordu.
Devamı Var
İleri
