SURİYE VE TERÖR
Suriye, uluslararası terörizmde dikkatlerin Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Libya üzerinde yoğunlaştığı bir dönemde, hiç kimsenin dikkatini çekmeden ikisini de geride bırakan eylemlerde bulundu. Planladığı ve gerçekleştirdiği birçok eyleminin faturası Libya ile FKÖ'ye çıkarıldı. 1983 sonrası dönemde Suriye'de ya da, kontrolündeki Lübnan topraklarında üslenen terörist gruplar Avrupa ve Türkiye'ye yönelik eylemler yapmaya başladılar. Ekim 1983'te, Hindistan ve İtalya'daki, Ürdün Büyükelçileri'nin yaralanmalarıyla başlayan suikast dizisi, Atina, Amman ve Madrid'te devam etti. Bu eylemlerde Abu Nidal örgütü ve bazı Filistinli müfrit örgütler terörün taşeronları olarak sahnedeki yerlerini almışlardı. Suriye'nin, Ortadoğu politikasının bir temel hedefi de, onayı olmadan Arap ülkeleri'nin İsrail'le yapacakları barış anlaşmalarını engellemektir. Suriye, 1982-1985 yılları arasında terör silahını, İsrail ile barış görüşmeleri yapan Lübnan ve Ürdün'e doğrultmuştu. Asıl Hedef Ortadoğu'da barış isteyen ABD idi. 1983'te Suriye kaynaklı teröristlerin saldırısı sonucu 241 Amerikan Deniz Piyadesi Beyrut'ta öldürüldü. 1984 yılının Eylül ayında ise ABD'nin Beyrut Elçiliğine bir saldırı gerçekleştirildi. Suriye'nin 1983'de Abu Nidal'e kucak açmasından sonra bu örgütün eylemleri, Batı Avrupa'daki yıllık terör eylemlerinin yarısını oluşturacak şekilde artış kaydetti. Suriye'de üslenmiş olan terör örgütlerinin 1980'lerin ikinci yarısına girerken, Yunanistan'da eylemlerini arttırmış olmaları dikkat çekiciydi. Batı Avrupa'da kaydedilen 30 kadar eylemin 25'i Atina'da gerçekleştirilmişti. Atina'da gerçekleştirilen eylemlerin hedefleri, genellikle Yunanistan'a üslenmiş terör örgütlerinin faaliyetlerini izleyen çeşitli ülkelerin ajanlarıydı. Bu arada Papandreu için tehlikeli görülen bazı önemli kişiler de öldürülmüştü.
Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın uyguladığı "Terörizm Diplomasisi"nin bir kolu da Avrupa'ya uzanmıştı. ABD 1984'de askerlerini Beyrut'tan çektikten sonra Şam, Fransa'yı otoritesine bir tehdit olarak gördü. Lübnan'daki Fransız askerlerinin bölgeden çekilmesini sağlamak için, 1986'nın Aralık ayında Paris'te patlak veren bir dizi bombalama olayının arkasında yatan gerçek, Suriye'nin Fransa'ya bu yönde bir uyarısıydı. Paris'te bombalar peşpeşe patlamaya başlayınca, Fransız İç Güvenlik Başkanı alelacele Suriye'ye giderek, Esat'dan iki ülke arasında "teröre karşı işbirliği" yapılmasını istedi. Fransız İstihbarat Teşkilatı, Avrupa'da tırmanan terörün kaynağının Suriye olduğunu biliyor endişe duyuyordu. Ermeni kökenli bir Suriye vatandaşı olan Varadjian Garbidjian 1983'te Orly Havaalanına koyduğu bomba ile 8 kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına sebep olmuştu. Bu arada Avrupa basınında yer alan bazı haberler, Suriye-Fransa terör ilişkilerinin arkasında yatan gerçeği açığa çıkardılar. Bu haberlere göre Fransız İstihbarat Örgütü, Suriye'nin aracılığıyla terörist örgütlerle gizli bir anlaşma yapmıştı. Bu anlaşmada, Fransa'da üslenecek teröristlerin ülke içinde eylem yapmamaları şartıyla Fransa'da kalmalarına göz yumulacağı yer alıyordu.
Ancak Fransa ile Suriye arasında varılan anlaşmaya rağmen aynı günlerde Ermeni ASALA terör örgütü Paris'te sahneye çıkmış, hapiste bulunan 7 teröristin serbest bırakılmasını talep etmiş, isteği yerine getirilmeyince, 4 Şubat 1986'da Eyfel Kulesi'nde bir bomba patlatmıştı. ASALA'nın serbest bırakılmasını istediği teröristlerin arasında George Abdullah da bulunuyordu. ASALA, tutukluların serbest bırakılmaması halinde Fransız hükümetine, "trenleri, gemileri ve uçakları bombalama" tehdidinde bulunmuştu. ASALA'nın serbest bırakılmasını istediği isimlerden biri, Suriye doğumlu Varoujan Garbidian'dı. Bu Suriye'li Ermeni, 1983'de "Orly Katliamı"nı gerçekleştirdiği için ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Avrupa hapishanelerinde cezalarını çeken teröristlere sahip çıkan "Arap ve Ortadoğu Siyasi Mahkumları Dayanışma Komitesi" adlı bir örgüt de Garbidian'ı sahiplenmişti. Bu örgüt George Abdullah'ın liderliğindeki "Lübnan Devrimci Silahlı Fraksiyon"un, bir paravan örgütü olarak faaliyet gösteriyordu. Avrupa'yı saran Suriye kaynaklı terör eylemleri, 1985'te dikkati çekecek kadar artmıştı. 27 Kasım 1985'de Roma Havaalanı'nda 20 kişinin ölümüne yol açan terör eyleminin, Libya'nın desteğinde gözükmesine rağmen, eylemi gerçekleştiren 4 kişiden sağ kalan bir terörist, Suriye'nin işgalindeki Lübnan topraklarında eğitildiklerini ve Şam üzerinden eylem noktasına geldiklerini itiraf etti.
Suriye'nin terör taşeronlarının eylemleri, Avrupa'nın yanısıra Türkiye'ye de sıçramıştı. Ankara'da, Temmuz 1985'de Ürdünlü bir diplomatın hedef olduğu bu eylemi gerçekleştiren 6 Filistinli'nin, Ebu Nidal Örgütü'yle ve Ankara'daki Suriye Büyük Elçiliği ile bağlantılı olduğu tesbit edilmişti. 1986'yılının 6 Eylül'ünde İstanbul'da "Newe Şalom" Sinagogu'na düzenlenen ve 21 kişinin ölümüne yol açan terör olayında da Abu Nidal örgütü gündeme geldi. Abu Nidal'in katilleri Sinagog'a saldırırken WZ-63 tipi silahlar ile Bulgaristan çıkışlı el bombaları kullandılar. WZ-63 silahları o günlerde Abu Nidal'in adamları tarafından Karaçi'de bir baskında İstanbul'da bir Sinagog'a baskın yaparak 21 kişiyi öldüren ve 5 kişiyi de yaralayan teröristlerin Suriye bağlantılı olduklarını Türk makamları tesbit etmişlerdir. Bu olay Türkiye'de olduğu gibi tüm dünya'da nefretle karşılanmıştı. Bulgar imalatı olduğu tesbit edilen el bombaları ise, bir yıl önce 1985'de Viyana Havaalanı baskınında kullanılmıştı. Türkiye'deki terör eylemleriyle ilgili olarak soruşturmayı yürüten Türk savcılar 6 Filistinli'yi suçlayan bir iddianame hazırladılar. İddianamede bu kişilerin, İstanbul'daki Sinagog baskınını gerçekleştirdikleri, "Al Italia" uçağına bomba yerleştirdikleri ve İzmir'deki ABD subay kulübüne otomobilli bomba saldırısında bulunmaya teşebbüs ettikleri, Ankara'da Ürdünlü bir diplomatın ve yine Ankara'da Filistinli bir öğrencinin öldürülmesi eylemleriyle bağlantılı oldukları belirtilmişti.
Aynı günlerde Roma'da yakalanan Abu Nidal Örgütü üyesi Muhammed Sirhan, Bekaa vadisinde eğitildiğini, eylem emrini ve talimatları Suriyeli iki istihbarat subayından aldığını söylemişti. Viyana'da yakalanan diğer iki terörist de Suriye'den uçakla geldiklerini ifadelerinde belirtmişlerdi. Roma ve Viyana saldırılarının arkasında Suriye Hava İstihbarat Başkanı Muhammed el-Khouly bulunuyordu. 1986 yılının sonlarına gelindiğinde, Uluslararası Terör'ün bütün yolları Suriye'ye uzanıyordu. 375 yolcu taşıyan bir EL-AL uçağının bombalanması girişimi ile Berlin'deki "Alman-Arap Dostluk Birliği"nin bombalanması olayında da Suriye'nin imzası çok açıktı. EL-AL yolcu uçağının bombalanması olayına karışan Nizar Hindawi, Suriye Hava İstihbarat Başkanı Tuğgeneral al-Khouly'nin yardımcılarından Haitham Sayeed tarafından görevlendirildiğini itiraf etmiştir. Suriyeliler, Hindawi'ye, İssam Share adına hazırlanmış bir Suriye bir de Ürdün pasaportuyla 12 bin dolar vermişlerdi. Uçağın bombalanmasından sonra Hindawi'ye tekrar para verilecekti. Hindawi, 17 Nisan 1986'da İrlandalı hamile bir kadın kanalıyla uçağa sokmaya çalıştığı Çekoslovak yapımı plastik bombanın havaalanında bulunmasından sonra kaçarak Londra'daki Suriye Büyük Elçiliği'ne gitmiş, orada gizlenmişti. Bu olaydan hemen sonra İngiliz Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, Suriye çok açık ve kesin bir dille suçlandı.
Sonuç olarak da, İngiltere, Suriye ile olan bütün diplomatik ilişkilerini kesti. İngiltere'den sonra ABD de Şam'daki Büyük Elçisi'ni geri çekti, Suriye'ye ekonomik yaptırım uygulamaya başladı. Avrupa Topluluğu da, Yunanistan'ın bütün itirazlarına rağmen Kasım 1986'da, Suriye'ye silah satışlarına ambargo koymuş, yüksek düzey ziyaretleri askıya almış, tüm ilişkilerini kesmişti. Ayrıca Avrupa'daki Suriye temsilciliklerinin izlenmesi ve Suriye Havayollarının sıkı bir kontrol altına alınması da kararlaştırılmıştı. Avrupa Topluluğu'nun bu kararlarına tepki gösteren tek Avrupa ülkesi, her zaman olduğu gibi yine Yunanistan olmuştu. Atina, alınan kararlara uymamıştı. Avrupa Birliği ise Yunanistan'ın bu baş kaldırmasına seyirci kalmaktan başka hiçbir şey yapmamış, her nedense hiç bir tepki göstermemişti. Batı Berlin'deki olayda ise, Hindawi'nin kardeşi Ahmed Hazi ve Faruk Salameh, 29 Mart 1986'da "Alman-Arap Dostluk Birliği"nin binasını bombalama eylemini gerçekleştirdiler. 11 kişinin yaralandığı olay sonucunda yakalanan Hazi, bombayı Doğu Berlin'deki Suriye Büyükelçiliği'ndeki üst düzey bir Suriye Hava Kuvvetleri istihbarat subayından aldığını itiraf etti.
Devamı Var
İleri