Bozkır kültürünün Altay yaylalarında Proto-Türkler (Türklerin ataları) tarafından ortaya konduğu hususu, bir kültür çevresi olarak bozkırlar üzerine dikkati çeken tanınmış kültür tarihçilerinin temsil ettiği Viyana ekolü tarafından ileri sürülmüştür. Atın ehlileştirilmesi ve umumiyetle hayvan yetiştiricilik gibi medeniyet tarihinin çok mühim bir safhası Türklerin ataları tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bozkırlar bölgesinde üç kültür devresi (kemik kültürü, hayvan besleme kültürü, at yetiştirme kültürü) tesbit edilmektedir. Bunun son merhalesinden yeni bir netice olarak, merkezinde atın bulunduğu, Savaşçı çobanlar (Hirtenkrieger) kültürü doğmuştur ki, bu, bozkır kültürünün, bilhassa Proto-Türkler için karakteristik olan en yüksek derecesini gösterir.
Atın ehlileştirilmesi ve atın çoban kültürünün yaratılması ilk Türklerde görülmektedir. İnsanlık tarihinde ulaşılan bu başarı kavimlerin ve başka kültürlerin gelişmesinde fevkalâde neticeler doğurmuştur. Tarihî bağlantıların gösterdiği gibi, büyük devlet esası için gerekli şartlar ancak bu sayede belirebilmiştir. Atın binek hayvanı olarak kullanılmasını, ziraat kültürünün ve ona bağlı hayvancılığın çok üstünde ve dünya tarihinin çok önemli bir kültür merhalesidir. Hayvan terbiyesinde önce geyik, sonra Ren geyiği (Samoyedler tarafından), nihayet Türklerin ataları tarafından at ehlileştirilerek insanlık hizmetine sokulmuştur. Bu konudaki araştırmalarda sonuç hep aynı neticeye varmaktadır.
Orta Asyada oturan ve çok eski bir zamanda avcılık hayatından hayvanları ehlileştirmeye geçen tek kavim Türkler olmuştur. At, Türkler tarafından ehlileştirilmiştir ve Türkler ata binen ilk insanlar olarak görünmektedirler. Orta Asya bozkırlar bölgesinin kültür tarihi yönünden taşıdığı önem çok kesindir.
Esasen yeryüzünde ekonomi bakımından başlıca üç temel kaynak vardır: Orman, tarım, hayvan yetiştirme. İnsanlar yaşadıkları çevrenin bu imkânlarını değerlendirerek hayatlarını sürdürebilmişlerdir. Tarihte ilk kültürler de şüphesiz doğdukları bölgenin tabii şartları içinde öz kazanacaklarından, orman kavimleri asalak kültüre (avcılık, devşiricilik), ziraate elverişli yerlerde oturanlar köylü kültüre (çiftçilik) bağlanmışlar, Bozkırdakiler çoban kültürünü (besicilik) meydana getirmişlerdir. Bu itibarla, aslında orman kavmi veya köylü değil, fakat bozkırlı olan Türklerin kültürü de doğuş, gelişme ve muhteva bakımından bütün diğer toplulukların kültürlerinden ayrılık gösterir.
Altay-Türk atlı çoban kültürü Türklerin atalarını diğer topluluklardan farklı bir dünya görüşüne ve hayat tarzına götürmüştür ki, bu insanlığın mâzisinde ilk defa gözlenen insan zekâ ve iradesini tabiata hâkim kılma azmidir. At terbiyesi, otlaklar etrafında cereyan eden mücadeleler bozkırlıyı metanet ve cengâverlikle bezemiş, onu teşkilâtçılık melekesine sahip kılmış, ve eski Türkler herşeylerini borçlu oldukları ata kutluluk derecesinde değer vermişlerdir.
At vasıtası ile insanlığa sunulan diğer mühim bir değer de sürat mefhumudur ki, bu eski ilkel kavimleri zihni durgunluğun tenbelliğinden kurtararak canlı bir faaliyet alanına yöneltmiş ve insan iradesinin ufkunda sonsuz imkânlar açılmasına vesile olmuştur. Yine at sayesinde bozkır kültürünün ortaya koyduğu başka evrensel bir değer hukuk fikridir. Bu da, atlı savaşcı çobanların, insanların toplum hâlinde yaşayabilmelerini sağlıyan karşılıklı saygı esasından hareketle, toplulukları bir üst idare nizamına bağlama yolunda ulaşılan devlet kurma düşüncesinin mahsulüdür.
At üzerinde, kalabalık hayvan sürülerini sevk ve idare etmek mecburiyeti eski Türklerin, atın süratı ve demir madeni sayesinde hâkimiyet altına aldıkları insanları idare plânında başarılarını mümkün kılmıştır. Bu sebeple yeryüzünde ilk siyâsi kadrolar, yine ilk kanun koyucu durumunda olan Türklerin ataları tarafından tesis ve teşkil edilmiş görünmektedir.
Bozkırlarda gelişen eski Türk kültürünün dünya tarihinde iki bakımdan kesin tesiri olmuştur. Bunlardan biri, hayvan besleyiciliğini geliştirmek ve yaymak suretiyle iktisâdî; öteki, yüksek teşkilâtçılık yolu ile sosyaldir. Birinci nokta önemlidir, zira bu, avcılık ve devşiricilik gibi, yalnız alarak karşılığında bir şey vermeyen parazit (asalak) ekonomi yerine, insanları üretici (müstahsil) durumuna sokmak suretiyle, çok faydalı bir iktisadî gelişmenin işaretidir. Fakat ikinci nokta daha da mühimdir, çünkü insanlığı basit yığınlar olmaktan çıkarıp sosyal nizamlara bağlamak gibi, iktisadî faaliyetin de devamını mümkün kılan, bir beşerî değer ancak bu yol ile meydana gelmiştir.
Bu bakımdan Ural-Altaylı kavimlerin dünya tarihindeki bu çok mühim rolünü önemle belirtmek gerekir:
En eski yüksek medeniyetler dahi, daha çalışkan ve ziraatçi olmakla beraber, devlet kurmakta kifayetsiz kavimlerin yerleşik hâlde bulunduğu büyük nehir vâdilerine savaşçı atlı çobanların müdahalesinden sonra doğmuştur. Hind-Avrupalılar açısından konuyu daha kesin bir şekilde açıklamak mümkün . Hind-Avrupalı kavimlerin (bugünkü Avrupalıların ataları) teşkilâtçılık ve siyasetteki başarıları ancak bu bozkırlı unsurların onlarla karışması ile izah edilebilir.
Onlar M.Ö. 2. bin yıllarında Aral gölü havalisinde bozkır kültürü ile temasa geçerek bu kabiliyeti elde etmişlerdir. Bu, diğer bölgelerde de böyle idi. Nitekim Doğu Asyada ilk devlet teşkilâtı eski Türkler tarafından kurulmuş, Ön-Asya kavimleri bakımından da benzer sonuca varılmıştır.