Tarihte çeşitli Türk kütleleri, bulundukları çevreye göre çeşitli dinlere de girmişlerdir ve bu durum, İslamiyet hariç Türk kavimleri üzerinde menfî tesirler doğurmuştur. Asya Hunlarının, Budizm ile, Avrupa Hunlarının Hıristiyanlıkla pek alakaları olmamış ise de, Çinde devlet kuran Tabgaçlar Budizm tesiri ile, 495 yılından itibaren millî unsurları yasak etme neticesinde Çinlileşmişlerdir. Bununla beraber, Tabgaçlar Budist sanatta yeni bir devir olan Wei sanatının geliştiricisi olmuşlardır (Yung-kang ve Long-men Buddha heykelleri).
Göktürkler devrinde Budist rahip seyyah Hiuen-Tsang bütün Batı Göktürk sanatını bir Budistler memleketi olarak tasvir etmekte ise de, Türk halkının bu dine karşı direndiği ve II. Göktürk Devletince Budizmin reddedildiği malumdur. Ancak Uygurlar zamanında Maniheizm Türkler arasına girmiş ve bilhassa Uygurların Türkistandaki hakimiyetleri devrinde iyice yerleşmiştir. Göktürk yazısı değiştirilmiş, yerine Soğd menşeli ve tamamen başka karakterde Uygur yazısı kullanılmıştır. Sonra Budizmin de yayıldığı bu sahada Uygur tarihi artık yerleşik kültüre bağlanmış sayılmak gerekeder.
Uygurlar bu kültürün de en iyi temsilcilerinden bir olmağı başarmışlardı. Maniheist ve Budist eserlerin Uygurcaya tercümesinden doğan zengin bir dini ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir kısmı resimli ve ciltli olarak, Bin-Buddha mağara tapınaklarında bulunmuş olup, aralarında, 10. asır başlarında Göktürk alfabesi ile yazılmış kehanet kitabı Irk-bitig dikkati çekenlerden biridir.
Bir kısım Türkler de Museviliğe (Hazarlar) ve Hıristiyanlığa girmişlerdi. Türk nüfusunun çoğunluk meydana getirdiği sahalarda bir menfi tesiri görülmeyen bu yabancı dinler, bu imkanın mevcut olmadığı bölgelerde Türklerin silinip kaybolmalarına sebep teşkil ettiği gibi (Doğu Avrupada ve Balkanlarda: Hazarlar, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar), 1000 tarihinden itibaren Ortodoksluğu kabul eden Bulgarların kısa zamanda Türklüklerini kaybetmeleri neticesini vermiştir. Yalnız İslam dinidir ki Türklerin kadim inançları ile bazı bakımlardan uygunluk göstermesi dolayısıyla Türklüğü takviye eden bir din durumundadır.