Malazgirt Meydan Muharebesi

1070'te tekrar muharebeye hazırlanan Diogenes, saraydaki muhâliflerin tesiri ile, seferden alıkondu. Yerine yola çıkan doğu orduları başkumandanı Manuel Komnenos Sivas civarında Er-Sığun tarafından mağlûp ve beraberindeki Nikephoros ile birlikte esir edildi. Oğuz Yıva boyunun başında bulunan bu Türk kumandanı, Selçuklu âilesinden olup, Alp Arslan'ın eniştesi idi ve saltanat dâvasına kalkıştığı için, sultanın emri ile Afşin tarafından tâkip ediliyordu. Esir Manuel, nâzik durumunu farkettiği âsiyi Bizans'a gitmeye ikna ederek, onu İstanbul'a götürdü. Afşin bu münasebetle Phrykia bölgesine girmiş, Denizli yakınındaki Honas (Khonae) şehrini yağmalayıp, tahrip ettikten sonra, akınlarını Marmara sahillerine kadar uzatmıştı. İmparator Diogenes'in faal durumuna ve uzun cevelânlarına rağmen Anadolu'ya Türk hücumları gittikçe artıyor ve daha uzak bölgelere yayılıyordu. Mühim nokta, bütün bu hâdiseler boyunca teşebbüsün daima Türkler elinde bulunması idi. Türkler'i yok etmek, veya gerilere püskürtmek maksadı ile sefere çıkan Diogenes programını tatbik edemiyor, beklenmedik yerlerden ansızın ortaya çıkan akıncılar dolayısiyle sık sık yön değiştirmeye mecbur kalıyordu. Anadolu'nun yıpratılması siyasetini, sabırla tâkip eden Sultan Alp Arslan her gün biraz daha hedefine yaklaşmakta idi. Şüphesiz bu hâdiselerin zoru ile Romanos Diogenes meseleyi kökünden halletmeğe karar verdi ve kalabalık bir ordu başında, Türkler'i Anadolu'dan sürmek ve arkasından İran'a yürüyerek Selçuklu başkentini zaptetmek azmi ile, yola koyuldu (13 mart 1071).

O sıralarda Alp Arslan Suriye seferine çıkmış bulunuyordu. Görüldüğü üzere temel siyasetinden biri olan Fâtımîler ile mücadele tesirini göstermekte ve Selçuklu devleti kuvvetini arttırdıkça, çeşitli İslâm ülkelerinden eskiden olduğu gibi Abbâsî hutbesi ikâme edilmekte ve Selçuklu sultanının hâkimiyeti tanınmakta idi. 1070 senesinde Mekke emîri İslâmiyetin iki büyük merkezinde, Mekke ve Medine'de hutbeyi el-Kaaim adına okutmağa başlamıştı. Aynı yıl içinde Mısır'da iktidar mücadelesine girişen Hamdâniler'den Nasr'üd-devle, rakipleri Emîr'ül-cüyûş Berd'ül-cemâlî ile diğer kumandanlara karşı Alp Arslan'dan yardım istediğe ve onu Suriye'yi zapta teşvik ettiği zaman sultan, ana siyaseti icabı, hemen harekete geçti.

Azerbaycan'dan güneye inerken, doğu Anadolu'da Ermeniler tarafından korunan Bizans'ın müstahkem kalesi Malazgirt'i bir hücumda zaptetti; Meyôfarikîn (Silvan), Âmid (Diyarbakır) ve havalisini tâbiiyetine aldı. Bizans elindeki Urfa'yı uzunca bir kuşatmadan sonra, vakit geçirmemek maksadiyle, yoluna devam ederek, Haleb'e indi. İlk Bizans elçisi orada yanına geldi. Süryâni tarihçisi Barhebraeus'un rivayetine göre, Anadolu'da yürüyüş hâlinde olan imparator, Malazgirt ile Ahlat'a karşılık, Menbiç'i Selçuklular'a bırakmayı vâdediyordu.

Halbuki Türk istilâ yollarının üzerinde bulunan Malazgirt ve Ahlat, Anadolu fütûhatı bakımından fevkalâde mühim mevkilerdi. Sultan müsbet cevap vermedi. O zaman batı Anadolu'dan dönen Afşin'den aldığı, Bizans topraklarının hiç bir yerinde ciddî mukavemet unsurunun mevcut bulunmadığı yolundaki rapor kendisini takviye etmişti. Haleb hâkimi Mirdâsîler'den Mahmûd'u huzuruna getirtip, oradan Şam'a yürüdüğü sırada, imparator idaresindeki Bizans ordusunun doğu Anadolu'ya ilerlediğini haber alır almaz, derhal geri döndü (7 nisan 1071); çünkü o âna kadar Anadolu'nun fütûhat bakımından olgunlaşmasını bekleyen sultan, artık Bizans'ın çıkarabileceği son ve en kalabalık kuvvet ile hesaplaşmak zamanının geldiğine inanmıştı.

Devamı var

İleri