Şahla Padişah Karşı karşıya
1520 yılında Yavuz Selim vefat etti. O Osmanlı hükümdarları arasında kendisini büyük ülkülere vermiş olanların başında gelir. Buna karşılık bütün hükümdarlığı müddetince mütevazi bir hayat yaşamıştır. Babasının ordularını mağlup etmiş olan mağrur Memlükleri tek bir seferle ortadan kaldırarak Anadolu'nun Çukuova, Divriği, Malatya, Anteb ve Antakya gibi bazı bölgeleri ile Suriye, Mısır ve Hicaz'ı ülkesine katmış, imparatorluğun hudutları Güneydoğu'da Irak'a dayanmıştı. Şah İsmail de yapılan fetihleri kabul ederek barış yapmak için elçiler göndermekte devam ediyordu. Fakat bütün bunlar onu Kızılbaş devletine son vermek şeklindeki asıl gayesinden bir türlü vazgeçirmemişti. Bu maksatla Acem tacirlerini tevkif ettirerek mallarına el koydurdu. Çünkü bu tacirler demir, bakır, altın ve gümüş gibi madenlerden başka İran'a ateşli silahlar ile bunların imalini bilen ve bu silahları kullananları da götürüyorlardı. Osmanlı ülkeleri ile yapılan ticaret, Safevî devletinin mühim bir gelir kaynağını teşkil ediyordu. Lakin Selim'in bu çok isabetli tedbiri, elçileri öldürtmesi gibi, oğlu Kanunî Süleyman veya onun veziri İbrahim Paşa tarafından tenkit edilmişti. Kanunî'nin tahta geçer geçmez mevkuf İran'li tüccarları serbest bıraktığı malumdur. Yavuz Selim beklenilmeyen ölümü ile asıl gayesine varamadı. Ne ümerasına ne ulemasına ve ne de oğluna onun ülkücü ruhu tesir edebilmişti.
Safevî devletinin kurucusuna gelince, O, Selim'in vefatı ile derin bir nefes almıştı. Gerek kendisinin ve gerek devletinin varlığını tehdit etmekte olan büyük tehlike sona ermişti. Şah İsmail'in müridlerinin ölüm dahil olmak üzere her türlü fedâkârlığa seve seve katlanmaları, siyasî durumun müsait bulunması birer gerçek olmakla beraber, 13 yaşında her tarafta şiddetli tepki ile karşılanabilecek bir mezhebi temsil eden bir devlet kurması onun gerçekten büyük bir şahsiyet olduğunu göstermeye kâfidir. Kendisi şahsen çok cesur ve disiplin sever bir insan olduğu gibi aynı zamanda teşkilatçı ve tahsilli bir hükümdardı.
Tebriz meydanında beğleri ile birlikte ok atarken Dede Korkut Destanlarından, Kanturalı Destanı'nda olduğu gibi ozanlar kopuzlarının refakatında onun yiğitliğini öğen türküler söylüyorlardı. Bir İtalyan müşahide göre İsmail, müridlerinin kendisine Allah gözü ile bakmalarından hoşlanmıyordu. Şah İsmail, Çaldıran savaşından sonra beğlerbeğiliğe Sofracı Başı Ustacalu Muhammed Beğ'i getirmiş ve ona Çayan lakabını vermiştir. Çayan Sultan (1522-1523) yılında öldü. Mevkii oğlu Bayezid'e verilmiş, fakat o da ertesi yıl (1523-1524) vefat ettiğinden Rumlu Div Sultan emîrü'l-ümeralığa getirilmiştir.
Son
Menüye Dön