Yavuz Selim'in meşhur seferine çıkmadan önce tehlikeli gördüğü kırk bin Kızılbaştan bir kısmını öldürüp bir kısmını hapsettiğine dair Osmanlı müverrihlerinin sözlerinin mübalağalı olduğu muhakkaktır. Bu kadar çok sayıda insanın öldürülmesi ve hapsolunması pek mühim bir mesele teşkil ederdi. Daha sonraki arşiv vesikalarının da gösterdiği gibi bunlardan ancak faal olanları öldürülüyor, hapsediliyor vceya sürgüne gönderiliyordu. II. Bayezid'in Şah Kulu hadisesinden sonra Teke'de kalmış Kızılbaşları veya bir kısmını Mora yarımadasındaki yeni fethedilmiş Modon ve Koron taraflarına sürmüş olduğunu biliyoruz. İran'da Hoy şehrinin Kuzeydoğusundaki Çaldıran'da karşılaşan Osmanlı ve Safevî ordularında aynı dil konuşuluyordu. Bunların çoğu aynı ülkenin, aynı bölge ve yörelerin, aynı boy obaların çocukları idiler. İki taraf da "Allah Allah" diyerek yiğitçe dövüştü. Şah İsmail'in ordusunun sayısı Sultan Selim'inkine nazaran daha azdı. Fazla olarak Safevî ordusu ateşli silahlardan da mahrum idi. Buna karşılık ağır Osmanlı ordusu üç aylık yerden gelmiş, kızgın Temmuz güneşi altında pek harap, ot bile bulunmayan, çıplak ve ârızalı bir arazide günlerce yürümüştü. Şah İsmail'in değerli emirlerinden bir çoğu savaş meydanında kaldılar. Bunların başında Safevî ordusunun sol koluna kumanda eden Ustacaoğlu Muhammed Han bulunuyordu. Diğerleri, yine Ustacalu'dan Korucu Başı, yani Hassa askeri kumandanı Saru Pire, Şıracı Başı Pîre (yahut Pîr) Beğ, Şamlu Lala Hüseyin Beğ, Afşar Sultan Ali Mirza, Türkmen Veli Can Beğ (Kazaklu obasından) ile Mir Abdülbaki, Mir Seyyid Şerif ve Seyyid Muhammed Kemûne idiler. Şah İsmail'in, Şamlu Durmuş Han, Rumlu Nur Ali Halife, Sofracıbaşı Ustacalu Çayan Sultan, Ustacalu Muhammed Han'ın kardeşleri Kara Beğ ve Ulaş Beğ ile Zülkadr (Dulkadir) Halil Sultan (asıl adı Emet) gibi büyük emirleri savaştan sağ salim kurtuldular.

Bilindiği gibi Yavuz Selim'in maksadı Safevî devletine kuvvetli bir darbe vurmak değil, bu devleti büsbütün ortadan kaldırmaktı. Fakat devlet adamları ve bilhassa Yeniçeri Ocağı'nın beklenilmeyen mukavemeti ile karşılaştı. Mutaassıp ulemanın bile hamiyet gösterip fiilen kendisini kuvvetle desteklediklerine dair elimizde deliller olmaması gerçekten hayret vericidir. Bu yüzden sadece büyük işler yapmak için yaşayan bu büyük ülkücü hükümdar gayesine ulaşamadan öldü.

Kahramanımız Şah İsmail'e gelince, o galibiyetten emin olmadığı için Selim ile karşılaşmak istemiyordu. Bu sebeple Osmanlı hükümdarının yazdığı sert ve tahrik edici mektuplara yumuşak cevaplar ile mukabele etmişti. Şah, gönderdiği cevabî mektuplardan birinde iki hususun kendisini Anadolu'ya karşı hareketten alıkoyduğunu, bunlardan birinin Anadolu halkından çoğunun atalarının müridleri olduğunu, diğer hususun da gaza ile tanınmış bir hanedana karşı eskiden beri duyduğu derin sevgi olduğunu yazmıştı.

Çaldıran mağlubiyeti, zaferden zafere koşmuş olan Safevî hükümdarında derin bir manevî çöküntü yarattı.

Hatta onun uğradığı mağlubiyetin acısına, dedesi Hasan Bey'den daha uzun bir zaman dayanması Kanunî Süleyman, Vezir-i Azam İbrahim Paşa ve müverrih Hoca Sadeddin'in babası arasında yapılan bir sohbette, kendisini bütün bütün içkiye vermesi ile izah edilmişti. Şah İsmail'in savaştan önce de minyatürlere göre, uzun bıyıklı, matruş, Türkmen yüzlü beğleri ile gece-gündüz içtiğini biliyoruz.Şah İsmail, Çaldıran yenilgisinden sonra mühim bir iş görmeyip Selim'in yeni bir seferini önlemek için onunla barış yapmak çarelerini aradı.

Devamı Var

İleri