Gostivar Türkleri

Yunanlılar hedeflerine ulaşmak için Makedonya'da okullar açtılar. Orada ilk Yunan okulu 1.740'da Kozani'de açıldı. Yunan okullarının sayısı giderek arttı. 1878'de 33 okulda 18.541 öğrenci, 1907'de ise 984 okulda 59.640 öğrenci ders alıyordu. Yunanistan, "Megali İdea" uğrunda Tesalya, Epir, Makedonya, Batı Trakya, Selanik ve Doğu Trakya'yı işgal edip İstanbul'a inmek istiyordu. Bu Balkan devletçiği, 10 Nisan 1897'de, Tesalya'daki topraklarını genişletmeye kalkıştı. Buna cevap olarak Osmanlı Devleti Yunanistan'a savaş ilân etti. Bir ay kadar süren savaş sonunda Türk orduları Yunan ordularını perişan ederek 5 Mayıs 1897'de Atina önlerine kadar geldiler. Atina'nın işgal edilmesini Avrupa devletlerinin baskısıyla yapılan ateşkes antlaşması kurtardı. 1897'de uğradıkları yenilgiden sonra, Yunanlılar, Hellenizme hizmet edecek en iyi yolun Türkler'le Bulgarlar'ı birbirine düşürmek olacağına inandılar ve bu doğrultuda çalışmaya başladılar. Avusturya, 1878 Berlin Kongresi'nden hemen sonra Bosna ve Hersek'i işgal etti. Bu hareket Sırbistan'ı "bütün Sırpları birleştirmekten" vazgeçirdi. Bundan başka, Sırbistan, "Bosna ve Hersek bize gelemezse, biz oraya gideriz ve orasını Sırbistan'a ilhak ederiz" politikasından da vazgeçmek zorunda kaldı. Bu yıllardan itibaren Sırbistan, Türk toprakları olan Makedonya ve Arnavutluk'u istilâ etmeye, Adriyatik ve Ege Denizi'ne inmeye çalıştı.

Nikola Paşiç'in Sırbistan'ın, Makedonya'yı ilhak etme planıyla ilgili 1913'te yaptığı bir konuşmada "Makedonya'yı Sırbistan'a hiçbir şekilde ve hiçbir zaman ayrılamamak şartıyla ilhak etmeliyiz. Çünkü geçmişte Makedonya'yı kendine bağlayan Balkan devleti Balkan Yarımadası'na hâkim olmuştur" dediği bilinmektedir. Sırbistan'ın Başbakanı Dr. Milovan Milovanoviç ise bu günlerde "... Makedonya meselesi Sırplar'ın lehine halledilmelidir. Çünkü Sırbistan'ın Makedonya'sız hiçbir geleceği yoktur" diyordu.

Söz konusu dönemde Makedonya'da Sırp Devleti'nden malî yardım gören çetelerin sayısı giderek artıyordu. Bunlar genellikle Üsküp Vilâyeti'nde etkinlik gösteriyorlardı. Emekli olmuş Sırp subayları Belgrad'daki Makedonya Komitesi'ne üye oluyorlardı. Aldıkları para yardımı 1.350 bin Frank'dı. Sırbistan propaganda için 300 bin, gizli servise ise 500 bin Frank para veriyordu. Ayrıca bu amaç için zengin banker ve tüccarlar da para veriyorlardı. Makedonya Komitesi'nin başına profesörler, subaylar ve bankerler geçtiler. Onlar arasında Kral'ın kayın biraderi de bulunuyordu. Sırplar, Makedonya'da Stephan Duşan İmparatorluğu'nu kurmaya çalışıyorlardı.

Bulgaristan ise Türk Makedonyası'nı Ayastefanos Andlaşması'na ve 1885'te düzenlenen bir programa göre ilhak etmeye çalışıyordu. Bu programın bir maddesinde "Makedonya Bulgaristan'ın kan ve can damarıdır. Bu. yüzden derhal Bulgaristan'a ilhak edilmelidir. Çünkü Bulgaristan Devleti Makedonya'sız kurulamayacaktır" denilmekteydi.

Makedonya'da hâkimiyet kurma iddiaları daha çok gurur ve duygu temeline dayandırılıyordu. Her grup bölgede yaygın hâkimiyetim kurduğu zamanları dile getirmeye çalışıyordu. Makedonya köylerinde halk Türk, Arnavut, Sırp, "Bulgar", Ulah veya başka milletlerden birine ait olduğunu iddia etseydi de, her bölgede "her milleten" insana rastlamak mümkündü. William M. Sloane'ın izah ettiğine göre "komşu Balkan devletçikleri Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ın gönderdiği komitacıların yaptıkları cinayet, katliam ve başka baskılarla bugün Yunan olan bir Hristiyan köyü, ertesi gün Bulgar, başka bir gün Sırp veya başka bir unsurdan olabilmiştir. Bu "değişim" genellikle acımasız baskı yöntemleriyle yapılmıştır. Orada Hristiyan köylüleri, özellikle kadınlar ve çocuklar o denli çaresiz ve yılgın idiler ki, küçük bir rüşvetle bile kimliğini değiştiren köylere rastlamak mümkün olmuştur."

Sırp ve Bulgar eşkıya çeteleri Makedonya'yı bütün sınırları boyunca yağmalıyor, yakıp yıkıyorlardı. Karşılıklı kıskançlık ve kin, her iki devlette de bu alçakça savaşa para ve adam sağlamak için sürekli kışkırtmalarla canlı tutuluyordu. Mücadelede hiçbir anlam, hiçbir mantık kalmamıştı; yalnızca, kaçınılmaz gün geldiğinde paylaşımın daha çok hırsıza ve çapulcuya sahip olanın yağmadan daha çok pay alacağı ilkesiyle yapılacağına dair vahşi ve belirsiz bir anlayış mevcuttu. Komşu Balkan devletleri Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan, Makedonya'yı kendilerine ilhak etmek savaşının ilk aşamasında dil, din, eğitim, kültür, ekonomik ve siyasî baskı ve propaganda; ikinci aşamasında ise silâhlı eylemler yapmaya başladılar. Onlar kendi silâhlı eylemlerini en çok Türkler'e karşı yönelttiler. Türkler'e karşı insafsız ve korkunç bir yıldırma hareketi başlattılar. Türkler'in evlerini, mallarını, okullarını, camilerini vb. müesseselerini yakmaya ve yıkmaya, başka bir deyişle Türkleri yoketmeye veya Makedonya'dan kovmaya çalıştılar. Komşu Balkan devletleri Makedonya'da yaşayan Hristiyan unsurlara da türlü din, eğitim, kültür, ekonomik, siyasî ve silâhlı baskılar yapıyorlardı. Onları zorla kendilerine bağlamak istiyorlardı. Öne sürdükleri iddialara göre, Makedonya Hristiyanlar'ını kendine bağlayan devlet Makedonya'ya ve Balkan Yanmadası'na hâkim olacaktı.

Osmanlı Devleti'nin "Makedonya cehennemi" denilen bölgesinde azınlıklar, din, mezhep, eğitim, kültür, ekonomik vb. bakımdan tam bir güvence içinde yaşıyorlardı. Osmanlı Devleti bu unsurlara hoşgörüyle bakıyor, onların din enstitülerine etkinlik hürriyeti ve imtiyazlar tanıyordu. Makedonya Türkleri de, bölgede yaşayan Türk olmayan unsurlara aynen Osmanlı Devleti gibi hoşgörüyle bakıyor, İslâm Dini ilkelerine ve yüksek Türk medeniyetine dayanarak onlarla komşuluk, ticarî vb. ilişkiler içerisinde bulunuyorlardı. Devlet'in sağladığı imkânlarda yaşayan Makedonya Hristiyanlar'ı ve Türk olmayan başka unsurlar, kurdukları din, eğitim, kültür ve başka müesseselerini yaşattılar, ilerlettiler ve modernleştirdiler.

Farklı etnik kökenden olmalarına rağmen, Makedonya ve Balkan Hristiyanlarını birbirine yaklaştıran ve kardeşlik duyguları yaratan ortak dinleri, mezhepleri ve ülküleriydi. Osmanlı Devleti'nde yaşamalarına rağmen, bu devlete ve Türk milletine karşı kin, nefret ve düşmanlık duyguları besliyorlardı. Bu duygular, bu unsurları birbirine bağlayan en önemli zincir halkalarıydı. Bu bağlar onlar arasında yaratılan dayanışma duygularını güçlendirdi ve yıllarca yaşattı. Genellikle bir Balkan Hristiyan unsurunun Osmanlı Devleti'ne karşı başlattığı isyanı, bütün Balkan Hristiyanlar'ı kendi isyanı olarak benimsiyor ve ona katılıyorlardı. Bunu 1804 yılında patlayıveren I. ve 1814'te II. Sırp, 1821'de Yunan, 1875'te Bosna ve Hersek, 1876 Bulgar İsyanı en iyi şekilde kanıtladı. Söz konusu isyanlar Rumeli Hristiyanlar'ı tarafından sevinçle ve dayanışma duygularıyla desteklendi.

Devamı Var

İleri